Bir Bulut Olsaydım

Eğer bir bulut olsaydım, gökyüzünde özgürce süzülen, güneşin altındaki ışıkları yansıtan bir beyazlık olurdum. Fakat bu hayal, o kadar basit değildi. Hayal ettiklerim ve gerçekte sahip olduklarım arasında bir uçurum vardı.

Bunu, bir gün yürüyüşe çıktığımda fark ettim. Hava sıcaktı, akşamüstü güneşi yavaşça batıyordu ve ben, tek başıma sahilde yürüyordum. Denizin sakin dalgaları kıyıya vuruyor, rüzgar hafifçe yüzümü okşuyordu. O an, içimde beliren bir düşünceyle “Eğer bir bulut olsaydım, şimdi burada, denizin üstünde, her şeyi görüp hiç kimseye dokunmadan süzülecek olurdum,” dedim.

Gözlerim, ufukta birleşen deniz ve gökyüzünün arasına odaklandı. Hızla geçen bir bulut, gökyüzünü izlerken bana belki de hayatımda hep aradığım huzuru çağrıştırıyordu. Bulut olmak… Hiçbir yere ait olmadan, bir yerden bir yere gitmek… Hava, toprağa, denize, tüm dünyaya dokunmak ama hiç bir yerde durmamak. Nasıl da güzel olurdu!

O sırada bir ses duydum. Arkama döndüğümde, bir çocuğun bana doğru koştuğunu fark ettim. Gülümsedi ve “Hangi bulutu düşünüyorsun?” diye sordu. Gözleri parlıyordu. Şaşırdım, çünkü bu soruya hiç hazırlıklı değildim. Gözlerim denizin ufuklarına kayarken, dilim dönmedi. Ama içimden bir şeyler çıkmak istiyordu.

“Ben… bir bulut olsaydım,” dedim, “kendimi hiç yere basmayan bir yerde hissederdim. Sadece bir an için var olur, sonra kaybolurdum. Bulut gibi olmak, her an değişmek demek, hem de sabit kalmadan… Belki de bir bulut, sürekli bir yolculuk halindedir.” Çocuk biraz düşündü, sonra gülümsedi ve “Evet, belki de… ama bulutlar da ağlar, değil mi?” dedi. Cevap veremedim, çünkü haklıydı. Bulutlar ağladığında, gökyüzüne gözyaşlarını bırakırlardı, yağmur olurdu. Hatta belki, o bulutlar da, öylesine dolmuşlardı ki, bir gün boşalmak zorunda kalırlardı. Tıpkı insanların duyguları gibi.

Bir an, kafamda bir ışık yandı. Evet, bulut olmak, özgür olmak demekti, ama aynı zamanda bir yük taşıyor olmak demekti. Bulutlar da, içlerindeki suyu bir yere bırakmak zorundaydılar. Ben de bir bulut gibi, kalbimde biriktirdiğim duyguları bir yerlere bırakmalıydım.

Çocuğun bakışları, bana bu gerçeği hatırlatmıştı. Bazen, kalbimizdeki en derin acıyı ve hüzünleri taşıyoruz, ancak sonunda bu duyguları dışa vurmalı, bir yere bırakmalıyız. İşte o zaman gerçek özgürlüğü buluruz.

Çocuk, bir an susarak denize baktı. Sonra bana döndü ve gülümsedi. “Bulut olmasan da, bazen insanlar da birer bulut olurlar,” dedi. “Kendilerini bırakmalı, ağlamalı, sonra tekrar yeniden doğmalı.”

Evet, dedim içimden. Eğer bir bulut olsaydım, en azından bir süre sonra yeniden şekil alırdım. Ama insan olmak, bazen bulutlardan bile daha zor oluyordu.

(Visited 31 times, 1 visits today)