Zaman Mı? Sen Mi?

 

Zaman… Her an, her saniye, her dakika geçip gidiyor. Bir kum saati gibi, avuçlarımızdan kayıyor. Durdurmak mümkün değil. Hepimiz bu akışın içinde, zamanla yarıştığımızı sanıyoruz. Ama aslında, bu yarışın galibi kim? Zaman mı, sen mi?

Bugün size, zamanı yönetmeye çalışan ama sonunda onun esiri olan bir kadının hikayesini anlatmak istiyorum.

Leyla hayatı boyunca zamana karşı hep bir adım geri kalmıştı. İstanbul’un kalabalık sokaklarında, gri gökyüzünün altında, saatler onun için hiç durmazdı. Üniversite yıllarında her şeyi planlıydı; dakik, disiplinli ve hedef odaklıydı ama iş hayatına atıldığında bu düzen bozuldu. Zaman onun için düşmana dönüşmüştü.

Bir sabah çalan alarm sesiyle uyandı. Saat 07:00 Gözlerini ovuşturdu, telefonuna baktı: Dört farklı toplantı, bitmemiş bir proje ve teslim süresi geçmiş raporlar… Hepsi üst üste yığılmıştı. Kahvesini bile tam içemeden evden fırladı. Yetişmesi gereken yerlere yetişememek, onun hayatının bir parçası olmuştu.

Ofise vardığında patronunun aramasıyla irkildi: “Leyla, sunumu hazırladın mı?”

“Bitmek üzere.” dedi Leyla, sesi titreyerek. Oysa daha yarısına bile gelmemişti. Her gün aynı hikaye: Geç kalan işler, eksik projeler, yarım kalmış hayaller… Zaman, adeta ona hükmediyordu.

Günün sonunda, toplantıya yetişmemiş, sunumu eksik teslim etmişti. Ofisteki son dakikaları, patronun hayal kırıklığı dolu sözleriyle geçmişti. Yorgun ve bitkin eve döndüğünde, kapı zili çaldı. Gelen çocukluk arkadaşı Aleyna’ydı. Leyla’yı uzun süredir görmediği için uğramıştı. Ama onun gözlerinde, yılların yorgunluğunu hemen fark etti.

“Leyla,” dedi Aleyna, masaya oturup kahvelerini yudumlarken, “Ne oldu sana? Eskiden her şeyi planlayan, zamanı yöneten bir insandın.”

Leyla gözleri dolu dolu, çaresizce cevap verdi: “Ne yaparsam yapayım, yetişemiyorum Aleyna. Zaman yetmiyor…”

Aleyna bir süre sessiz kaldı. Sonra, derin bir nefes alarak sordu: “Zaman mı, sen mi?”

Bu basit soru, Leyla’nın zihninde yankılandı. İlk başta, ne demek istediğini anlamadı. Ama Aleyna devam etti.

O gece Leyla uyuyamadı. Aleyna’nın sözleri, zihninde yankılanıp durdu. Zamanla savaşmak yerine, onunla dost olmaktan bahsediyordu. Yıllardır bu kadar basit bir gerçeği görememişti. Kendisiyle yüzleşmenin zamanı gelmişti.

Ertesi sabah, eski günlerdeki gibi bir defter açtı. Yapılması gerekenleri yazdı ama bu kez farklı bir şekilde. Önceliklerini belirledi. En önemli işleri üste koydu ve zamanı bölmeyi öğrendi. Karışık bir gün planı yerine, sade ve esnek bir plan yaptı.

İlk başta zordu. Alışkanlıklarını değiştirmek, ona ağır geliyordu. Ama günler geçtikçe, hayatının kontrolünü eline aldığını hissetmeye başladı. Artık sürekli saate bakmıyor, zamanı yönetmeye çalışmak yerine onu daha verimli kullanıyordu.

[Zamanla Barış]

Bir ay içinde her şey değişti. Leyla’nın yüzü artık daha sakindi. Ofiste, işlerini zamanında yetiştiriyordu. Patronu bile bu değişimin farkındaydı. Bir gün onu odasına çağırdı:

“Leyla, son zamanlardaki performansını tebrik ederim. Ne değişti?”

Leyla gülümseyerek cevap verdi: “Zamanla barıştım.”

Artık zamanı suçlamıyordu. Onunla birlikte çalışmayı öğrenmişti. Önceliklerini biliyor, planlarını gerçekçi yapıyordu. En önemlisi zamanı yönetmeye çalışmak yerine kendi hayatını yönetmeye başlamıştı.

Bu süreç, sadece iş hayatında değil kişisel yaşamında da bir dönüşüm başlatmıştı. Arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçiriyor, sabahları meditasyon yapıyor, akşamları da sadece kendisine vakit ayırıyordu. Her anın değerini biliyor, günlük hayattaki stresli konulardan uzaklaşmaya başlamıştı.

Bir akşam Leyla, sabahları uzun yürüyüşler yaparken karşılaştığı bir arkadaşına şöyle dedi: “Zamanı savurmayı bırakıp ona bir şans verdim. Şimdi her şey daha anlamlı. Artık iş yerindeki mesaisinden bir dakikayı bile boşa harcamıyor, kişisel zamanını da etkin bir şekilde kullanıyordu. Bazen sadece kitap okumak, bazen bir fincan kahve içmek gibi basit şeyler gününü güzelleştiriyordu.

Leyla hayatının merkezine zamanı değil, kendisini koymayı öğrenmişti. Zamanın kendisini yönetmesini engelleyip kendi yolunu çizmek, ona gerçek bir özgürlük sağlamıştı. Bu değişim sadece onun ruhunda değil çevresindeki insanlar üzerinde de etki yaratıyordu.

Leyla’nın hikayesi aslında hepimizin hikayesi. Zamanı kontrol etmek imkansızdır ama zamanı anlamak, onunla barışmak ve kendimizi yönetmeyi öğrenmek mümkündür. Hepimizin içinde zamanla uyumlu bir yaşam kurma potansiyeli var. Önemli olan, bu potansiyelin farkına varmak ve onu doğru bir şekilde kullanmaktır.

Leyla, zamanı bir düşman olarak görmenin sadece kendi hayatını tıkadığına inandı. Zamanla savaşmayı bıraktığında hayatı yeniden şekillendi. Şimdi zamanla barış içinde yaşıyor.

Unutmayın: Zamanı yönetemeyen sonunda zaman tarafından yönetilir.”

(Visited 13 times, 1 visits today)