Yıl 1919, günlerden 27 Aralık… Atatürk, Ankara’ya geldi ve ben de onu karşılayan binlerce, belki de milyonlarca kişi arasında bulunuyordum. Gözlerim gurur, mutluluk ve heyecanla parlıyordu. O an öyle mutluydum ki bu duyguyu anlatmaya kelimeler yetmezdi.
Atamız, masmavi gözleriyle sevinçle dolmuş halkına bakıyordu. Ancak yüzündeki yorgunluk, üstünden büyük bir yük atmış bir insanın hali gibiydi. Onun bu yorgun hali beni derinden etkiliyor, hatta biraz da üzüntüye sürüklüyordu. Ankara halkı o kadar kalabalıktı ki Atatürk’ü görmekte zorlanıyordum ama orada olmak bile içimdeki huzuru ve mutluluğu hissetmeme yetiyordu.
O büyük kalabalık arasında Atam’ın beni gördüğünü hayal ettim. Masmavi gözleriyle bana bakıyordu. O an hissettiğim huzur, sevinç ve heyecan tarifsizdi. Kelimeler yetmezdi anlatmaya. Ancak şunu söyleyebilirim ki o kalabalıkta herkesle aynı duyguları paylaşıyordum: sonsuz bir sevgi, mutluluk ve huzur…
Atatürk’ün çocuklara duyduğu sevgiyi bilmeyen yoktur. Ben de onun bu sevgiyi paylaştığı çocuklardan biri olduğuma inanıyordum. Atamızın beni sevdiğini bilmek benim için o kadar önemliydi ki bu duygu her şeyin ötesindeydi.
Bir gün büyüdüğümde, Atam’ın izinden gideceğime ve bize armağan ettiği bu bağımsız Cumhuriyet’i koruyacağıma inanıyorum. Atatürk, bir gün hayata gözlerini yummuş olsa bile onun her zaman kalbimde olduğunu bilmesini isterim.
