Bir sabah insanlar uyandıklarında, duygusal bağlarını kaybettiklerini fark ettiler. Aileler birbirlerine bakıyordu ama sevgi ya da bağlılık hissetmiyorlardı. Bir anne, çocuğuna sarılmak istedi fakat bunu yalnızca bir yükümlülük gibi hissetti. Sevgi dolu bir kucaklama yerine, hareketleri mekanikti.
Okullarda öğretmenler ders anlatıyor, öğrenciler ise hiç tepki vermeden sadece dinliyordu. Ne bir merak ne de öğrenme sevinci vardı. İş yerlerinde çalışanlar birbirlerine soğuk selamlar veriyor ama kimse kimseyi önemsemiyordu. İnsanlar yalnızca görevlerini yerine getiriyor, hiçbir şey için heyecan ya da üzüntü duymuyorlardı. Yardım etmek, birine destek olmak gibi düşünceler artık kimsenin aklından geçmiyordu.
Sosyal ilişkiler, yalnızca anlamsız bir alışverişe dönüşmüştü. Kimse kimseyi tanımıyor, kimse kimseyi beklemiyordu. Sokaklarda yürüyen insanlar yanlarından geçenlere boş gözlerle bakıyor, ne bir selam ne bir tebessüm… Toplumun değer yargıları çökmüş, insanlar sadece kendi varlıklarına odaklanmıştı.
Akşam olduğunda herkes evine döndü. Dünya aynıydı ama insanlar birbirlerine tamamen yabancılaşmıştı. Birlikte yaşıyorlardı ama kalpleri arasındaki bağ tamamen kopmuştu. Toplum artık duygularla değil, yalnızca mekanik bir düzenle hareket ediyordu.
