Ne zaman dışarıya baksam genelde hep aynı şeyleri görüyorum. Etraf genellikle çok renksiz ve birbirine benziyor.
Küçükken hep etrafımdaki binaların renkli olmasını istemişimdir. Ayrıca daha önce küçükken gittiğim bir ülkeden aklımda kalanlar; suyun üzerinde inşa edilmiş evlerdi… Çok derin olmayan sulara temel atılarak, evler renkli ve şirin bir şekilde inşa edilmişti. Ulaşım için genellikle tekne, kayık gibi araçlar kullanıyorduk. Aynı zamanda dükkanlar, marketler ve bazı yapılar da suyun üzerindeydi. Deniz taksileri de vardı, ama tabi her yer suyla kaplı değildi. Daha çok sokak ya da caddeler gibi nehrin üzerine kurulmuş yapılar vardı. Orası çok güzeldi, sanki bir rüya gibiydi… En çok ilgimi çeken şeylerden biri ise renklerdi. Buradaki gibi siyah, kahverengi, gri, beyaz değil de kırmızı, mavi, sarı, mor, turuncu, yeşil gibi renklerden oluşuyordu. Su baskınları bir sorun olmasa kalmayı çok isterdim. Gerçi üst katlarda bu sorun oluşmaz ama dalgalar çarptıkça rahatsız hissederdim. Yine de ülkenin neredeyse her yeri doğayla iç içeydi. Suyun içindeki evler hariç her yer ağaçlar, böcekler, bitkiler ve hayvanlarla doluydu. İnsanlar da çok iyi ve sakindiler. Keşke buralar da orası gibi muhteşem ve doğal olsa.
Gerçekten çok güzel bir deneyim yaşamıştım. Tek sıkıntısı, burada suyun tekneler yüzünden kirlenmiş olmasıydı. Gerçi aklıma gelmişti ama motorsuz taşıtlar, mesela kayık gibi araçlar kullanıldığı için su kirlenmiyor ve biz de rahatça suya girebiliyorduk.
