Sad woman feel lonely in crowd in flat design. Unhappy unique person. Loneliness in crowd.

Bağların Kopuşu

Sabahın erken saatleriydi. Güneş her zamanki gibi doğmuş, sokaklar alışıldık şekilde hareketlenmeye başlamıştı. Ancak bu sabah, dünyanın havasında garip bir tuhaflık vardı. Sanki her şey aynıydı ama hiçbir şey eskisi gibi değildi. İnsanlar yataklarından kalkarken hissettikleri tek şey soğuk bir boşluktu. Sevgi, öfke, endişe, mutluluk… Hiçbir duygu kalmamıştı. Artık insanlar arasında bağ kuran o görünmez ipler tamamen çözülmüştü.

Mahalledeki ilk sessizlik, genelde bağırış çağırışlarla başlayan bir ailenin evinden geldi. Yedi yaşındaki Ece, annesine “Kahvaltı hazır mı?” diye sordu, ama sesinde ne bir beklenti ne de bir sevecenlik vardı. Annesi, “Hazırla” diye cevap verdi, aynı boş tonda. Baba, köşedeki sandalyede telefonuna bakıyor, annesi ise gazeteye göz gezdiriyordu. Oysa dün sabah, küçük bir kahvaltı kavgası çıkmış, ardından babası Ece’yi okula bırakırken onu neşelendirmek için şarkılar söylemişti. Ama bu sabah, kimse kimseden bir şey istemiyor, herkes kendi işine bakıyordu.

Sokaklara çıkan insanlar, karşılaştıklarına bakıp başlarıyla selam veriyor ama kimse konuşmuyordu. Marketlerin önündeki kuyruklar düzenliydi. Kimse acele etmiyor, kimse başkasının hakkını gasp etmeye çalışmıyordu. Ama bu düzen, bir uyumdan değil, bağların kopmasından kaynaklanıyordu.

Öğle saatlerinde, kentin merkezinde, bir kadının çocuğu yere düştü. Çocuk ağlamadı. Kadın, çocuğun yaralanan dizine bir bez sardı, ama gözlerinde ne bir telaş ne de şefkat vardı. Çevredeki insanlar bu duruma aldırış bile etmedi. Eskiden olsa bir kalabalık toplanır, en azından birkaç kişi yardıma koşardı. Ama şimdi herkes kendi yolunda ilerliyordu, hiçbir duygu hissetmeden.

Akşamüstü haberlerde tuhaf bir şey fark edildi. İnsanlar, büyük toplumsal sistemlerin hızla çöküşe geçtiğini izliyordu. Kimse artık işine önem vermiyor, kimse bir düzeni korumaya çabalamıyordu. Adliyelerdeki davalar, okullardaki dersler, hastanelerdeki tedaviler durma noktasına gelmişti. Doktorlar ameliyat yapmayı bırakmış, öğretmenler öğrencilere bir şey öğretmeyi kesmişti. İnsanlar yalnızca fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için hareket ediyordu.

Duyguların eksikliği, toplumsal değer yargılarının tamamen silinmesine neden olmuştu. İyilik, kötülük, sevgi ya da nefret artık anlam ifade etmiyordu. Aileler dağılmış, arkadaşlıklar sona ermişti. Artık kimse, diğerinin gözlerine bakıp bir bağ hissedemiyordu. Sevginin yokluğunda, dünya hızla mekanikleşmiş bir sisteme dönüşüyordu.

Gece olunca, insanlar evlerine döndü. Yataklarına yatıp uyumaya çalışırken, içlerinde bir boşluk vardı ama bu boşluğun farkında bile değildiler. Yalnızca “gerekli” olanı yapıyorlardı.

Ertesi sabah her şey normale döndüğünde, insanlar birbirine sarılıp dünün nasıl bir cehennem olduğunu anlattılar. Duygusal bağlar olmadan yaşamın sadece bir varoluştan ibaret olduğunu anlamışlardı. O gün, sevginin, dostluğun ve empati gibi bağların, insanlığı gerçekten insan yapan şeyler olduğunu fark ettiler.

(Visited 3 times, 1 visits today)