2042 yılında kimliklerimiz artık karmaşık şifreler veya kolayca kaybedilebilen kartlardan ibaret değil. Herkesin DNA’sı, benzersiz bir dijital kimlik olarak kullanılıyor. Bu sayede bankacılık işlemlerinden sağlık kayıtlarına, seyahatlerden okullara kadar her şey saniyeler içinde ve güvenli bir şekilde halledilebiliyor. Kimlik hırsızlığı neredeyse tamamen ortadan kalktı çünkü her bireyin DNA’sı eşsiz ve taklit edilemez. Ancak bu sistemin karanlık bir yüzü de var. Özel şirketler ve hükümetler, DNA verilerinize kolayca erişebilir hale geldi. Bu durum, mahremiyetin ciddi şekilde ihlal edilmesi riskini doğuruyor. Kişisel bilgileriniz, reklam şirketleri tarafından size özel ürünler satmak için kullanılabilir veya hükümetler tarafından baskı aracı haline gelebilir.Örneğin, bir gün marketten alışveriş yaparken DNA kimliğiniz otomatik olarak ödeme işlemini gerçekleştirdi. Aynı zamanda, daha önce hiç almadığınız bir ürünü (örneğin, fıstıklı bir atıştırmalık) satın aldığınızı da kaydetti. Birkaç gün sonra sosyal medyada, fıstık alerjisine karşı ilaç reklamları görmeye başladınız. Bu reklamlar hem insanları hem de kimlik şirketlerini baskı altında bırakmaya başladı.
Ayşe, 25 yaşında genç bir kadındı. Yeni kimlik sistemine geçmişti ve bu sayede hayatı kolaylaşmıştı. Ancak bir gün, Ayşe’nin sağlık kayıtlarına bir siber saldırı düzenlendi. Saldırganlar, Ayşe’nin sağlık geçmişini ele geçirdi ve bu bilgileri kullanarak onu sabote etmeye başladılar. Ayşe, özel hayatının ihlal edilmesi ve gelecekteki sağlık sorunları hakkında endişelenmek zorunda kaldı. Bunun üzerine DNA tabanlı kimlik kartını kullanım dışı bırakıp eski kimlik kartına geri döndü.
Artık DNA tabanlı dijital kimlik kartları, daha güvenli bir şekilde yeniden kullanıma sunulmak üzere geliştirilmeye devam ediliyor.
