Başka Dünyalar

Bir gün gökyüzünden mavi yerine yeşil yağmaya başladı ve her şey değişti. Aynı gün balıklar uçmayı, kuşlar yüzmeyi öğrendi. Güneş parlamayı bırakmış, etrafa soğuk yayıyordu. Nehirlerde su yerine yağ akıyor, insanlar kan içiyordu. Eşyalar bıraktığınızda yere düşmüyor, havada süzülüyordu. Etler pişirilmeden tüketiliyor, meyveler ise kararana kadar ateşte tutuluyordu. İnsanların vücutlarına giren bakteriler onları hasta etmiyor; aksine fiziksel yaralarına iyi geliyordu. Bir şeyler yanlıştı. Dünyam adeta tepetaklak olmuştu.

Bazen kendimi boşluğa düşmüş gibi hissederdim. Bu duygu genellikle üzüntü evresinde karşıma çıkardı. Ama öğrendim ki boşluğa düşmek o boşluktan çıkabileceğine karşı olan inancını kaybetmekten aslında çok farklıydı. Sanırım “ümitsizlik” kelimesi bunu daha iyi anlatabilir. O günden beri ümitsizim. Çünkü beni içine savrulduğum bu hiçlikten kurtaracak birisi artık yok. Kurtarılmaya ihtiyaç duyma nedenimin o kişi olması da durumu daha da zorlaştırıyor. Kendimi kapana kısılan ve ölüme terk edilmiş bir fare gibi hissediyorum. İstediğim şeye sahip olmak için uğraşırken bir anda her şey olması gerekenin tam tersi olmuştu.

Eksikliğini hissediyorum. Kalbimin her atışında ağrımasından, nefes alırken boğazıma oturan yumrudan, her gözümü kırptığımda daha da ıslanan kirpiklerimden anlıyorum yokluğunu. Nasıl oluyorda tüm olanların farkında olsamda artık yanımda olmayacağını kabullenemiyorum? Varlığına o kadar alışmıştım ki onsuz yaşamak yaşamak gibi hissettirmiyordu. Belki hayatta kalmak denebilirdi ama hayır, yaşamak böyle bir şey değildi. En azından hatırladığım kadarıyla. Aptalca bir hata yapmış, ona çok bağlanmıştım. Dışarıda onun dışında bir hayat olduğunu unutmuştum çünkü hayatımı o haline getirmiştim. Şimdi ise aramızda dünyalar varken ona ulaşmaya çalışmaktan başka çarem yoktu.

Artık her şey değişmişti, her şey farklıydı. Kafamı dağıtmak için elime aldığım kitabı dahi okuyamıyordum çünkü onun bile yazıları tersten yazılmıştı. Zihnimdeki çığlıkları susturamıyordum, son sözleri aklımdan çıkmıyordu. “Akşam görüşürüz.” Sessizce güldüm. Akşam onu görmek için şimdiden çok heyecanlıydım. Beni bekliyor olmalıydı. Onu daha fazla bekletmek istemiyordum. Tek istediğim eski günlerimize dönebilmekti. Geçen sene çektiğimiz fotoğraf masanın üstünde duruyordu. Gülümsemesi ne kadar da canlıydı. O derece canlıydı ki sanki fotoğraf değildi de gerçekten duruyordu karşımda. Çerçeveyi elime aldığım gibi duvara fırlattım. Camın parçalanma sesi o kadar yüksekti ki bana birkaç saniye kafamı dinlemem için süre verdi. Yerdeki cam kırıklarından birini elime aldım. Kanım bile kırmızı yerine mavi akıyordu.

Çok yorgundum, uyumak istiyordum. Zihnim bulanıklaşmaya, beynim yavaşlamaya başlamıştı. Nefes alış verişlerim yavaşlamıştı. Vücut sıcaklığımın düştüğünü hissedebiliyordum. Beni ısıtan tek şey içinde yüzdüğüm küçük göletti. Çok uykum vardı. Kim bilir, belki de gökyüzüne gitmek yerine dünyanın çekirdeğine giderdim. Çünkü artık her şey farklıydı. Nihayet uykuya dalmaya başladığımı hissedebiliyordum. İçinden bir ses bu uykunun bana iyi geleceğini söylüyordu.

(Visited 2 times, 1 visits today)