O sabah gökyüzü alışılmadık bir renkteydi. Her zaman mavi gördükleri yer, şimdi derin bir yeşile dönmüştü. İnsanlar önce anlam veremedi. Garip bir hava olayı sanmışlardı. Ama sonra yağmur başladı. Her zaman mavi yağan yağmur yeşil yağmaya başlamıştı ve her şey değişmek üzereydi.

Bu yağmur alışılmışın dışındaydı. Damlalar avuç içine düştüğünde hafifçe ışıldıyor, sümüksü bir yapıda hissettiriyordu ancak serindi ve bu his insana tuhaf bir şekilde huzur veriyordu. Ancak bu his tam olarak huzur muydu yoksa insanların beynini çürüten, düşüme yetisini kaybettiren bir durum muydu. Önce kimse endişelenmedi. Ancak insanlardaki değişimin aksine asıl değişim suyun yere değmesiyle başladı.
Binaların yüzeyi yavaş yavaş yosunla kaplandı. Asfalt yollar çatladı, aralarından sarmaşıklar ve küçük fidanlar çıkmaya başladı. Sanki doğanın insanlara karşı verdiği bir savaş vardı ve biz insanlar maalesef bu savaşı kaybediyorduk. Arabalar kayboldu ve yerlerine yemyeşil yapraklardan ve dikenli sarmaşıklardan oluşmuş tuhaf taşıtlar, eşşekler, katırlar geldi. Şehir, bildikleri şehir olmaktan çıkıyordu ve büsbüyük bir ahıra dönüşüyordu.
İnsanlar panikle olup biteni anlamaya çalıştı. Telefonlar çekmiyordu, elektrik kesilmişti. Ancak ilginç bir şekilde hava tam kararındaydı, ne soğuk ne de sıcaktı. Marketler kapanmıştı ama sokak aralarında ağaçlardan meyveler sarkıyordu. Açlık hissi tamamen kaybolmuştu.
Günler geçtikçe insanlar kendilerindeki değişimi fark etti. Göz renkleri hafifçe yeşile dönmeye başladı. Vücutları daha güçlü ve enerjik hale geldi. Önceden yorgun hissedenler artık sabahları dinç uyanıyordu. Kavga edenler barıştı. İnsanlar birbirine karşı daha anlayışlı olmaya başladı. Adeta insanlar “Shrek” filmindeki yeşil yaratığa benzemeye başlıyorlardı. Enlerinde ve boylarında genişleme, ten renklerinde yeşilleşme gözlemleniyordu.
Değişim o kadar doğal ve hızlı gerçekleşti ki eski hayatlarını hatırlamakta zorlanıyorlardı. Artık onlar insan değillerdi… Trafik, beton binalar, stres ve koşuşturma… Bütün bunlar artık uzak bir anı gibi geliyordu, kimse bir şey hatırlayamıyor ve düşünemiyordu. Öyle ki aileler bile birbirini görmezden geliyor hayvanlar gibi birbirlerine garip sesler çıkararak iletişim kuruyorlardı. Kimse acele etmiyor, herkes sadece anı yaşıyordu. Aynı hayvanlar gibi çamurda yuvarlanıp büyükbaş hayvan sesleri çıkarıyorlardı. İnsana ait iradeleri bile kalmamıştı kalkıp yatıp sadece yemek yiyorlardı.
Nasıl olduğu bilinmiyordu ama kimse eskiye dönmek istemiyordu çünkü artık hiç bir şeyin anlamı yoktu, iş yükü yoktu, zorunluluktan gidilen yerler ve zorunluluktan mutlu gözükmek yoktu. Herkes sanki özüne dönmüştü. Gökyüzü artık yeşildi. Ve dünya, belki de ilk kez bu kadar huzurluydu.
