Tekrar başlıyorum, bunca emeği boşa sayıp en baştan hem de. Kurduğum hayalleri, onunla geçirip ona harcadığım zamanı bir kenara bırakıp en baştan, yeni ve tertemiz bir sayfa açıyorum. İyi hoş tabi, keşke söylediğim kadar kolay olsa, kendi kalbimi söküp atmış gibi hissediyorum. Acı çekiyorum ama ağlayamıyorum, canım çok yandı ama ona kızamıyorum. Kızdığım ve suçlu olan tek bir kişi var o da benim. Onu her seferinde affettiğim için tek suçlu benim. Gözlerime baksa, özür dilese ve bir daha beni asla üzmeyeceğini söylese onu affedebilirim, her zamanki gibi çünkü o beni ne kadar kırsa da ben onun o güzel gözlerinin içine bakıp beni kırdığı için onu üzemem, istesem de yapamam.
Ankara benim her şeyimdi, 25 yıldır oradaydım ve gerçek manada her şeyim olmuştu. Çocukluk yıllarımdan itibaren oraya duyduğum sevgiyi ve hayranlığı bir kenara bırakıp artık burayı terk etmeliydim. Bana bir gün Ankara’yı bırakıp gitmem gerekeceğini söyleseydiniz size asla inanmazdım, işte hayat ummadığınız bir anda size sürprizler yapabiliyor. Dün bavulumu toparladım ve ne kadar süre burada olmayacağımı bilmediğim için benim yokluğumda eve bakması adına Yağmur’u çağırdım. Eve gözü gibi bakacağından emindim ama o benim kendime iyi bakacağımdan emin değildi. Beni bir dakikacık bile yalnız bırakmıyor, aklımdaki deli yellerin esmesine izin vermiyordu. Sabaha doğru Maskot’u da alıp gaza basıp burayı terk edecektim. Köpeğimin bir günahı yoktu aslında, Maskot’u burada bırakabilirdim ama dürüst olmak gerekirse ne kendimi ondan mahrum ne de onu kendimden mahrum bırakmak istiyordum. Bazen beni anlayanın insan değil de masum masum bana bakan Maskot olması trajikomik gelmiyor değil tabi.
Gecenin bir yarısı kalktım ve saati kontrol etmek için yataktan yavaşça uzaklaştım. Her an yola çıkma perilerim gelebilirdi zaten gitmeye saatler sayıyordum ve erkenden yola çıkmak sorun olmazdı. Daha erken, aylar önceden çıkabilirdim fakat aileme “Dağıldım, toparlanmam lazım.” diyemedim. Kaos oluşturup daha da batmak istemedim belki de. İş seyahati gibi bir yalan uydurmam gerecekti ve bende en doğru anı bekleyip ortaya lafı atacaktım, yaptım da. İlk annem yorum yaptı “Sen psikolog değil misin ne seyahati bu?” diyerek topu babama atmıştı. Neyse ki babam bu kadar tepki göstermedi “Okumuş etmiş kız sen karışma.” diyerek annemi hayal kırıklığına uğratmıştı. Ben ne o an ne de şimdi bunları düşünecek haldeydim. Maskot çoktan uyanmıştı, odanın kapısının eşiğinde tasması ağızında beni bekliyordu. Maskot’u hazır ve destekçim olarak görmek beni gaza getirmişti. Hızlıca üzerimi değiştirdim ve arabaya eşyaları yükledim.
Ankara-İzmir arası yaklaşık 590 km’ydi. İzmir deki evim bana rahmetli anneannemden kalmıştı ve her yaz mutlaka ,seanslarımdan vakit buldukça oraya giderdim. Sahile 4 dakika uzaklıkta büyük fakat sıcak bir evdi. Yolun tamamı neredeyse bitecekti, yarım saatim kalmıştı fakat benzinim bitiyordu. En yakın benzinlikte bir kahve molası vermek hem Maskot’a iyi gelirdi hem de arabayı doldurabilirdim. Hızlıca sağımda kalan rastgele bir benzinlikte durdum. Oradaki adama arabayı teslim ettim ve benzinliğin kafesinin bahçesine oturdum. Ben oturduktan yaklaşık 2 dakika sonra bir garson bana yanaştı, şapkasından kapanan yüzünü kaldırıp bana baktı. Bu oydu, kaçtığım kişinin, beni yerle bir eden o felaketin ta kendisiydi. Onu karşımda gördüğümde kalbim yerinden çıkacak sandım. Ben ondan kaçmaya çalışırken o neden her yerdeydi? “Pes artık Barkın, pes.” diye bağırdım ve Maskot’u da alıp arabaya doğru yürümeye başladım. “İlkim bekle konuşalım, ne olur. Sana ayıp ettim kabul ediyorum, elinden her şeyini aldım ve seni öylece kendi başına bıraktım. Bak biliyorum özrümün bir anlamı olmayacak, iş işten geçti ama böyle hatırlama bizi, konuşalım.” diye haykırdı. Ben çoktan durmuştum, onu dinliyordum, bana sadece dur demesi zaten yeterdi, yetmişti, o da bunu biliyordu. Onun hatırı bende çok büyüktü. bugün ben bensem bu Barkın’ın sayesindeydi. Ama onun dediklerini yapmak istemiyordum, dinlemek dahi onu affetmeme bir adım daha yaklaştırmıştı. Ona döndüm ve ona sakin bir şekilde “Seni dinlemek, görmek dahi istemiyorum inan. Özür dilerim ama bu konuşmayı iyi bitirmek seni iyi hatırlamak demektir, ben beni savuran neredeyse mahvedecek bir depremi hatırlamak istemiyorum.” dedim.
Maskot’u arabaya yerleştirdim, arabaya geçtim Barkın’ın yüzüne dahi bakmadan çekip gittim. Eve az kalmıştı, hava çok hoştu ve radyoda en sevdiğim şarkı olan “Bu Son Olsun” çalıyordu. Cem Karaca şarkısında haklıydı, belki de onu dinlemekten zarar gelmezdi. Onun da dediği gibi
Ne yalnızlık ne de yalanÜzmesin seniDoğarken ağladı insanBu son olsun, bu son
