1444 yılında güzel evimin bahçesinde oynuyordum. Bir çocuk yanıma doğru geldi. Ona ne istediğini, niçin benim yanıma geldiğini sordum
– Merhaba ben Mehmet. Bana Fatih Sultan Mehmet derler. Ama ben Mehmet denmesini isterim.
– Merhaba ben Kantürk . Burada ne işin var? Fatih Sultan Mehmet benim bildiğim saray da yaşıyor.
– Saraydan kimseye gözükmeden kaçtım. Arkadaş arıyorum kendime.
– Ama ben senin gibi bir Sultan oğlu değilim.
– Olsun benim için arkadaş ve kalbi temiz biri önemli
Sonra oynamaya başladık. Taş oyunları, seksek, saklambaç ve ebelemece oynadık. Oynarken annem geldi. Yeni arkadaş edindiğimi gördüğünden, kim olduğunu öğrenmek istemiş. Kendisine isminin Mehmet olduğunu söyledim. Annem insanlardan iyi anlar. Şöyle bir Mehmet’i süzdü ve birkaç oyunlarla ilgili sorular sorarak sohbet etti. Belli ki güvendi. Sonra eve gitti. 1-2 saat sonra elinde kocaman bir tepsi ile geldi. Tepsi de neler var neler ohhhhh. Gözleme, yumurta, peynir, kaymak, bal ve süt getirmiş. Bunları afiyetle yedik ve bitirdik. Tekrar oyunumuza döndük, ama Mehmet bir süre sonra sahile gitmek istedi. Anneme haber verdikten sonra, Mehmet’le hoplaya zıplaya sahile indik. Burada kumdan kaleler yaptık ve denize girdik. O kadar çok oynamıştık ki enerjimiz bitti. İkimizin canı da tatlı çekti. Mehmet en sevdiği tatlının Saray Sarması olduğunu söyledi. Ben daha önce hep annemin yaptığı sütlü tatlıları yediğim için, saray sarmasını bilmiyordum. Ama yeni şeyleri denemeyi sevdiğim için, Mehmet’le beraber tatlı yemeğe gittik. Tatlıcı da Çikolatalı saray sarmasını hapur hupur yedik. Fakat orada biri Mehmet’i tanıdı.
– Mehmet oğlum sen ne yapıyorsun burada?
-Arkadaşım Kantürk ile Saray Sarması yemeğe geldik.
– Sen dışarıya yanlız çıkamazsın. Çünkü sen gelecekte ki Padişahsın oğlum.
Sonra Padişahın arkadaşı olan adam, biz vedalaştıktan sonra Mehmet’i alıp sarayına götürdü.
