İtalya’nın kalbinde, Milano’dayım.2050 yılında, moda dünyasının en büyük etkinliği olarak gösterilen Milano Moda Fuarı’na katılmak üzere devasa cam kubbeli binanın önünde duruyorum. Kalbim heyecandan hızla atıyor. İçeri adım attığımda karşıma çıkan manzara beni büyülüyor. Her yer ışıl ışıl, duvarlardaki dev holografik ekranlar ünlü tasarımcıların en yeni koleksiyonlarını sergiliyor. Havada hafif bir parfüm kokusu var; vanilya ve taze deri karışımı. İnsanların kıyafetleri bile sıradan değil; bazıları ışıkla renk değiştiren kumaşlar giymiş, kimileri şeffaf ve fütüristik tasarımlar içinde. Burada herkes sanki başka bir gezegenden gelmiş gibi görünüyor.
Podyumun ortasında büyük, hareketli bir platform var. Bu platform, gelen modellere göre şekil değiştiriyor; bazen bir deniz dalgası gibi yükselip alçalıyor, bazen de cam gibi şeffaflaşıyor. Modellerin üzerinde yürüdüğü kıyafetler sıradan değil, bazıları kumaş gibi değil de tamamen dijital görünüyor. Yani sanki elbiseyi giymemişler de, vücutlarına bir projeksiyon yansıtılmış gibi. Kimi kıyafetler ise dokununca desen değiştiriyor. İnsanlar artırılmış gerçeklik gözlükleriyle kıyafetleri denemeden önce vücutlarına nasıl oturacağını görebiliyorlar. Teknoloji ve moda iç içe geçmiş durumda.Sağa dönüp ilerlediğimde bir tasarımcı köşesine geliyorum. Burada insanlar kendi kıyafetlerini tasarlayabiliyorlar. Önümde duran bir ekranda birkaç dokunuşla kendi tasarımımı oluşturuyorum: Gece mavisi bir ceket, omuzlarında parlayan yıldız desenleri ve hareket ettikçe ışık dalgaları oluşturan özel bir kumaş. Tasarımımı tamamladıktan sonra 3D yazıcı hemen onu üretmeye başlıyor. Beş dakika içinde elimde tuttuğum kıyafet sanki bir sihir gibi ortaya çıkıyor. Bu kadar hızlı ve kolay olmasına inanamıyorum.
Biraz daha ilerlediğimde podyumda yürüyen robot mankenleri fark ediyorum. Gerçek insanlardan ayırt edilemeyecek kadar gerçekçi görünüyorlar, ama yüzlerinde hafif bir mekanik ifade var. İnsanlar onları izlerken hem hayranlıkla bakıyor hem de biraz tedirgin görünüyor. Belki de gelecekte moda dünyasında insanlar yerine tamamen robotların olacağı düşüncesi herkesi biraz ürpertiyor.
Bir başka köşeye gittiğimde sürdürülebilir moda bölümüne ulaşıyorum. Burada geri dönüştürülen malzemelerden yapılan kıyafetler sergileniyor. Bazıları tamamen plastik atıklardan üretilmiş, bazıları ise biyolojik olarak çözünebilen kumaşlardan yapılmış. En ilginç olanı ise, kendini tamir edebilen bir ceket! Eğer yırtılırsa, içindeki özel mikro iplikler kendi kendine birleşerek deliği kapatıyor. Bu, giysilerin ömrünü uzatacak inanılmaz bir yenilik.
Fuarın sonuna doğru geldiğimde, insanların sanal gerçeklik gözlükleriyle geçmiş modayı deneyimleyebildiği bir alan görüyorum. 1920’lerin klasik elbiselerinden 2000’lerin sokak modasına kadar her şeyi sanal olarak deneyimleyebiliyorsunuz. Bir an için 2050’de olduğumu unutup geçmişe dalıyorum.Bu fuar, sadece moda hakkında değil, aynı zamanda geleceğin nasıl olacağına dair büyük bir ipucu veriyor. Burada olmak, adeta bir bilim kurgu filminin içinde olmak gibi. 2050’de moda artık sadece giyinmek değil, bir deneyim haline gelmiş. Ve ben, bu deneyimin tam ortasında duruyorum.
