Tatlı Acı Veda

   O gün gelmişti. Evet, bir bilgisayarın başında oturuyordum. Daha önce bir bilgisayarın başına böyle bir heyecanla oturmamıştım. Elim yavaş yavaş Stanford’s sayfasına gidiyordu. Üniversiteyi kazanıp kazanmadığımı öğrenmek bir sekme önümdeydi. Her kayan yıldızdan, her doğum günü mumunda bu dileği dilemiştim. Daha ne okuyacağımı bilmeden nerede okuyacağımı biliyordum. Titreyen elim sonuç butonuna doğru gittikçe kalbim yerinden fırlayacakmış gibi hissediyordum. Daha da uzatmadan bastım o butona. Gözümde iki damla yaş belirdi. Bunlar sevinç gözyaşlarıydı! Stanford’u kazanmakla kalmamış burs da almıştım. Yıllar süren emeğim boşa gitmemişti.

     Telefonu elime aldığım gibi en büyük destekçim annemi aradım. Artık karşılıklı ağlıyorduk. Uğuruna her şeyi yaptığım hayalim gerçekleşmişti. Annem böyle güzel bi haberin kutlanması gerektiğini söylüyordu. Başarılarımı pek kutlama alışkanlığım olmasa da bu başarı kutlamaya değerdi. Kalem kâğıdı elime aldım ve yazmaya başladım.

      Kırmızı ve yeşil dekorasyonlara ihtiyacım vardı. Stanford’un renklerinde yapmaya karar vermiştim partiyi. Yazdıkça dekorasyondan daha önemli konulara karar vermem gerektiğini hatırladım. Bundan birkaç ay sonra Kaliforniya’da olacağımı hala aklım almıyordu. Tek sıkıntı Kaliforniya’nın uçakla yaklaşık on iki saatlik bir mesafede olmasıydı. Bu da arkadaşlarımı eskisi kadar sık göremeyeceğim anlamına geliyordu. Özellikle beş yılımı beraber geçirdiğim lise arkadaşlarımı. Yine gözümden küçük bir yaş süzüldü. Bu sefer mutluluktan değildi maalesef. Düşünürken bile özlemiştim arkadaşlarımı. Hepsini partime davet etmek için mesaj attıktan sonra masamın başına oturdum. Hepsine teker teker mektup yazdım. Bu, yanlarında benden bir parça olması içindi. Partide  bizzat kendim verecektim bu yazıları. Pasta yerken vermeyi planlıyordum ki ayrılığımız da pasta gibi tatlı olsun. Böyle bir şey istiyorsam bir pastaya hatta daha çok yemeğe de ihtiyacım olacağını hatırladım. Yemeklerin bi kısmını anneannemden yapmasını isteyecektim bir kısmını da dışarıdan alacaktım. Anneannemi arayıp sorduğumda memnuniyetle kabul edip en sevdiğim yemekleri yapmaya başladığını söyledi. Son aramaları yaptım ve bazı akrabalarımı daha çağırdım.

     Markete doğru yola çıktım. Bulabildiğim dekorları, kâğıt tabak ve çatal bıçakları, en sevdiğim atıştırmalıkları aldım. Çıkarken bir pasta ve birkaç tatlı daha alarak eve geçtim. Artık evi dekore etmeye başlamam gerekiyordu. Salonun girişine aldığım ağaç şeklinde balonu yerleştirerek başladım. Stanford’un simgesi olduğu için bir ağaç seçmiştim. Kırmızı tabakları teker teker yerleştirdim. Herkese yer kalmadığı için küçük sehpalarımızı da çıkartık onlara da birer ikişer tabaklar yerleştirdim. Masanın ortasını boş bırakmıştım. Oraya da aldığım atıştırmalıkları ve anneannemin yaptığı yemekleri özenle dizdim.son birkaç dokunuş daha yapıp ana dekorum olan “Stanford” yazısını da salonun ortasına astım.

      Akşama doğru misafirler gelmeye başlamıştı. Herkes beni tebrik ediyor, bana başarılar diliyorlardı. Çok mutlu olmama rağmen içimde az da olsa bi burukluk vardı. Hep beraber oturduk, yemeklerimizi yiyip sohbet ettik. Saat dokuza yaklaşıyordu ki pastayı kesmeye karar verdik. Herkes kendi pastasını yerken lise hayatım boyunca yanımda olan kızların yanına gittim ve teker teker mektuplarını verdim. Mektupları okurken dökülen göz yaşlarımız ayrılığımızı tatlı acı bir hale getirmişti.

(Visited 24 times, 1 visits today)