Müzik, resim ve edebiyat; sanat denince aklımıza gelen ilk kelimeler bunlar oluyor. Tarihte insanın “ben” demeyi bildiğinden beri parçamız olan bu sanatlar, biz insanların görsel, işitsel, psikolojik vb. yönlerini temsil ediyor. “İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir.” gibi cümleleri her gün duyuyoruz, ama bunlar gerçekten de söylendikleri kadar önemli mi?
Sanat, insanlar için hayati bir ihtiyaç değildir. Bir insan hayatı boyunca tek bir sanat eseri yaratmadan, görmeden, duymadan, okumadan normal ve sağlıklı bir hayat yaşayabilir. Peki o zaman sanat neden var, neden insanlar bir şeyler yaratıyor? Bunun en basit cevabı, insanın aklıdır.
İnsanlar sosyal ve akıl sahibi varlıklardır. Biz insanlar düşünür, tartışır, iletişim kurar ve birlikte çalışırız. Bir insan işine yarayan bir fikir bulduğu zaman bunu başka insanlarla paylaşır ve başka insanların kendi fikrini kullanmasını ister. Bu fikirlerin var olmasının arkasındaki şey ise, insanın düşünme yetisinden doğan meraktır. Düşünen insan merak eder, merak eden insan yaratır, yaratan insan paylaşır ve paylaştığının değer görmesi için elinden geleni yapar.

İnsanın her gün bir sanat eseri görmesi gerektiği düşünce de sanatın çekirdeğinde bulunan ve oluşmasını sağlayan bu meraktır. Bir insan kendisidir, asla kendisi olmaktan kurtulamaz. Empati kuran insan bir başkası olmaz, empati kurduğu kişi olduğunu hayal eder. Bu sınırlar içerisine kilitli olan insan beyni, yeni düşünceler, yeni bakış açıları olmadan gelişemez. Resim, müzik ve şiir gibi sanat eserleri de burada olaya karışırlar. Başka bir insanın sınırlı bakışından doğmuş bu eserler, eserleri gören, duyan, okuyanların düşünemeyecekleri şeyler görmesini, hissetmesini sağlarlar. Kalpsize acı, köre renk, sağıra senfoni olan bu eserler beynimizdeki karanlık noktaları aydınlatır; insanı düşünür, tartışır, anlar bir hale getirir. Tek kendini tanıyan beyne yeni beyinleri, yeni akılları tanıtır. Aristoteles’in “Sanatın amacı, varlıkların dış görünümlerini değil, onların içsel önemlerini temsil etmektedir.” sözünde dediği gibi sanat, insan beynini hissedemediği üzerine düşündürür, yaşayamayacağını yaşatır.
İnsanın daima hatırlaması gereken şey, istese de istemese de yalnız olmadığıdır. Her gün yeni insanlarla tanışan, yeni renkleri gören, yeni sesleri duyan insan beyni değişime ve farka hem alışkın olmalı hem de onları kucağı açık kabul etmelidir. İnsanın en saygıdeğeri, değişimden korkmayan ve farkın varoluşunu kabul edenidir. Başka bakış açılarının, başka sanatların, başka beyinlerin var olduğunu kabul edemeyen bir beyin; bir tabloya bakmalı, bir müzik dinlemeli, bir şiir okumalıdır.
