Henüz mart ayının ortalarıydı. Havalar henüz tam ısınmamış, hala arada bir soğuk günler geçiriyorduk. Gecenin alakasız bir anında kapımız çalınmış ve kapının altına bir zarf bırakılmıştı. Zarfın içinde “15 Mart 1918 tarihinde saat 13.00 civarlarında Çanakkale’ye gelmiş ol. Bütün askerleri toplamamız lazım.” yazıyordu. Yazanları okuduktan sonra silahımı ve birkaç eşyamı çantaya atıp ilk trenle Çanakkale’ye vardım.
Vagondan indiğimde bir sürü askerin orada bulunduğunu gördüm. İçimden geçen bir sürü kötü his geçmişti o an. O dönemin generalleri toplanmış İngiliz ve Fransızların saldırısı olacağını söylüyorlardı, hatta İtalya’nın da desteğe gelebileceği konuşuluyordu. İyice içim ürpermişti. Generallerden biri hepimize konuşma yaptı. 17 Mart’a kadar hazır olmamızı söyledi ve siper alanları yapmamızı söyledi. Savunma planını genel hatlarıyla anlattı.

O güne kadar iyi hazırlandık. Gerek siper alanları gerek yemek erzakları olsun her şeyi hazırladık. Artık düşmanları bekleme vaktiydi. Vatanımız için elimizden geleni yapmamız gerekiyordu. Yapacağımız ufak bir hata bizim ölümümüzle sonuçlanabilirdi. Herkes kendi bölgesine geçti ve nöbet tutmaya geçtik. Korkudan her yerimiz titriyordu. Ama içim yine de umut doluydu. Bu savaşı kazanıp düşmanı toprağımızdan atacağımıza inanıyorduk hepimiz.
O gün sabaha kadar uyumadım. İngiliz ve Fransız bayrağı olan gemileri görmeye başlamıştık yavaş yavaş. Tabii ki korkuyorduk. Karaya girdikleri anda silahlarını sıkmaya başladılar. Gözümün önünde herkes öldürülüyordu. Siperin içine sığındım. Canını feda edenler için savaşmam gerektiğini düşündüm ve silahımı hazırlayıp tekrar çıktım. Çıktığımda gemilerden birinin batırıldığını gördüm. İşte o an anladım ki elimizden geleni yapmaya devam edersek bu savaşı kazanacaktık.

Ben de silahımı kullanmaya başladım. Bir kaç kişiyi vurdum. Bazı kurşunlar sıyırdı. Sıyıran yerler hafif yaralar açtı ama devam ediyordum. O an Sofya’da beraber görev aldığımız asker arkadaşımı gördüm. Sofya’da beraber oda arkadaşlığı yapmıştık. O yüzden benim için yeri önemliydi. Yan yana savaştık, birkaç adam vurarak yolumuza devam ettik. Ne ben ne arkadaşım farketmemişti ki karnımdan kan akıyordu. Ağır hasar almıştım. Büyük yaraydı ama bana engel olacak kadar büyük değildi. Hemen sipere dönüp hızlıca bir sargıyla kanamayı durdurdum.
Geri döndüğümde arkadaşımı vurulmuş olarak buldum. Hala hayattaydı ama çok kan kaybetmişti. Fısıldayarak “Beni boşver, sen devam et, bu savaşı bize kazandır.” diyordu. Ama onu orada bırakamazdım. Arkadaşımı olabilecek en hızlı şekilde sipere taşıdım ve yarasını kapatmak için elimden geleni yaptım. Neden beni kurtarmaya çalışıyorsun dercesine sinirli bakıyordu. Maalesef kurtaramadım ve arkadaşım siperin içinde canını verdi.
Sinirle dışarı çıktım ve önüme gelen bütün düşmanlara acımadan silahımla saldırdım. Diğer arkadaşlarım da sağolsun beraber hepsini engelledik ve savaşı kazandık. Bu savaş sadece bizim için değil, burada can veren herkes için ve en önemlisi vatan için kazanılmıştı. Gururluydum, ama kaybımız da çoktu, kurtulanlar da ben dahil olmak üzere bitmiş haldeydik. Ama Çanakkale’yi geçirmedik. Bu benim için yeterli oldu.

