Bu mektubu yazmak mı okumak mı daha kolay bilmiyorum.. Belki de ağzımdan, kalemimden doğrudan senin için çıkan son sözler bunlar.. Ki bu çok komik, veya ben artık ağlanacak şeylere bile gülüyorum. Çünkü ne gülmenin ne de ağlamanın bir değeri kalmadı artık.
Seninle tanıştığımız ilk günü hatırlıyorum. Hissettiğim şeyleri… O zamanlar senin yaptıkların zannederdim bana o şeyleri hissettiren. Ama artık büyüdüm. Sen büyüttün beni, olgunlaştırdın ve anladım ki tüm o duyguları hissettiren bana sen değilmişsin, yaptıkların değilmiş, benim onlara yüklediğim anlamlarmış.
“Seçimlerim sonucunda kazandığım şeyler, kaybettiklerime değsin istiyorum.” demişti izlediğim bir dizide bir karakter. Bunu duyduğumda aklıma sen geldin, yaşadıklarımız geldi. O zamanlar sana olan sevgim o kadar büyüktü ki senin her şeye değeceğini sandım. Yaptığın her yanlışı görmezden geldim, insandır yapar dedim, bana olan sevgisini hiçbir şeyi değiştirmez dedim. Ancak yaptıklarına ne dersin bilmiyorum, bu sevgiyi kullanmak mı? İyi niyeti suistimal etmek mi? Manipüle etmek mi..? Her şekilde bu bir yerden sonra öyle bir seviyeye geldi ki ben bu ilişkiden hiçbir şey kazanmamaya başladım. Artık kaybedeceklerime değecek hiçbir şey yoktu avucumda. Sadece kalbimde beni yiyip bitiren bir sevgi bir de bir çift yaşlı göz.
Yine de sana bir çok şans verdim. Çünkü herkesin ikinci bir şansı hak ettiği bu dünyada sevdiklerimiz neden tek bir şansla sınırlı kalsındı ki? Bu verdiğim her şans, her sineye çekiş; benim ruhumdan, mutluluğumdan, enerjimden bir parça kopardı. Sonunda öyle bir noktaya geldim ki ne biz kalmıştı artık ne de beni ben yapan bir şey. İşte bu noktada bazı gerçekleri anladım. Bazı şeyler ne kadar zorlasanda olmaz, özellikle arkadaşlıklar.
O yüzden bu mektubu yazıyorum sana. Çünkü biliyorum ki bunları yüz yüze söylemek zor gelirdi bana. Yaşadığımız her şeye rağmen sana teşekkür ediyorum. Beni bugün olduğum insan yaptığın için. Hoşçakal.
