10 Aralık 1948 yılında imzalanan insan hakları genelgesi sayesinde tanınan insan hakları beraberinde özgürlüklerimizi de getirdi. Seyahat etme hakkıyla birlikte yeni yerler görebilme özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkıyla birlikte siyasi özgürlük, ana yasa önünde eşit yargılanıcak olabilmeyle birlikte düşünce ve ifade özgürlüğü ve daha niceleri göz kamaştırıcı bir radikallikle artık her insanın günlük hayatında kendilerini göstermekteydi. Ancak bununla birlikte kendilerine verilen bu fırsatı süistimal eden bir çok kişi maalesef boy göstermeye başladı. Kendilerini istedikleri her şeyi yapmaya haklarının olduğuna inandıran bu kesim toplum asayişini bozmakla kalmadılar aynı zamanda başka insanların özgürlüklerini de kısıtlamaya başladırlar.
Eğitim her şeyin olduğu gibi görgüsüzlüğünde bir çözümüdür bu yüzdendir ki erken yaşlardan itibaren çocuklara hem aileleri hem de öğretmenleri tarafından hakları öğretilirken bunları başka insanları rahatsız etmeden nasıl kullanıcaklarıda öğretildi veya öğretilmeliydi. Nesiller sonra dahi hala kendisini üstün gördüğü için başka insanları haklarını ellerinden almaya çalışan ve onları istismar eden insan sayısı maalesef çok fazla ve giderek artıyor. Tam bu noktada aslında bireysel hakların korunması kadar toplumsal birlikteliğin ve sorumluluğun öncelikli tutulması gerektiği gözler önüne seriliyor.
Eğer herkese her şeyi yapma özgürlüğü verilirse toplum kaosa bürünür.

