Kırılma Anı

Kırılma Anı
Onu karşımda gördüğümde kalbim yerinden çıkacak sandım. Otelin geniş lobisinde, avizelerin ışığı yüzüme vuruyordu ama gözlerim sadece ona kilitlenmişti. Kemal Saygun… Bir zamanlar bana her şeyi öğreten adam. Onun yanında büyüdüm, onun yolundan yürüdüm ama yıllar önce yollarımız keskin bir şekilde ayrıldı. Aslında ben kopmadım, koparıldım. O dönem genç bir diplomattım. Kemal Bey’in ekibinde yer almak bulunmaz bir fırsattı. Dosyalar arasında sabahladığım, her konuşmasını dikkatle dinlediğim yıllardı. Ama bir hata yaptım. Ya da yaptığımı düşündüler. Yanlış zamanda yanlış cümleyi kurdum ve bu, hem kariyerimi hem de ona duyduğum güveni yerle bir etti. Bir gecede her şey değişti. O günden sonra adını her duyduğumda içimde bir şey sızladı. Onu bir daha asla görmeyeceğimi sanıyordum. Ama şimdi, yıllar sonra, tam karşımdaydı.

Hâlâ aynı vakur duruşa sahipti. Yaşlanmıştı ama bakışları hâlâ keskin, hâlâ o eski Kemal Saygun’dı. Gözleri üzerimde gezindi. Ne öfke ne de şaşkınlık vardı yüzünde. Sadece eski bir dostu selamlar gibi başını eğdi. “Uzun zaman oldu,” dedi tok bir sesle. Kelimeler boğazımda düğümlendi. Yutkundum. “Evet, oldu.” Bir adım attı. “Nasıl gidiyor?” Bu soruyu yıllardır duymayı bekliyordum belki de. Ama hazır mıydım? Ona anlatacak çok şeyim vardı. Nasıl mücadele verdiğimi, nasıl tökezlediğimi, sonra nasıl ayağa kalktığımı… Ama sadece “İyiyim,” diyebildim. Gözlerimdeki tedirginliği sezmiş olacak ki gülümsedi. “Senin hakkında hep haber aldım,” dedi. “Sandığından daha iyi yerlere geldin.” Şaşkınlıkla baktım. O, hâlâ beni takip ediyor muydu? Omzuma elini koydu. “Geçmiş geçmişte kaldı. Artık geleceğe bakalım.” İçimdeki ağırlık hafifledi. Belki de bazı hikâyeler bir ikinci şansı hak ediyordu.

Oturduk. Kahvelerimiz geldiğinde, her şey bir anda eskisi gibi oldu. Sanki aradan geçen yıllar, ayrılık ve o sessizlik hiç olmamış gibiydi. Geçmişin ağırlığı konuşmalarımızın arasında yavaş yavaş eridi. Kemal Bey, her zamanki gibi konuya hâkimdi. Sorduğu sorularla beni rahatlatıyor, bana eskisi gibi yol gösteriyordu. Onun yanında kendimi yine o eski çırak gibi hissettim ama bu sefer daha bilinçli, daha olgun bir şekilde. Saatler geçti farkında olmadan. Kalkarken, bana döndü ve gözlerimin içine baktı. “Gurur duyuyorum seninle,” dedi. İşte o an, yıllardır beklediğim cümleyi duymuştum. Kalbimde bir şeylerin yerine oturduğunu hissettim. Bu defa veda etmek için değil, yeniden başlamak için el sıkıştık. Belki de hayat, bize ikinci bir şans vermişti. Bu defa kaybetmeyecektim. Önemli olan, geçmişe takılıp kalmak değil, hatalardan ders çıkarıp geleceğe yürüyebilmekti. Birlikte kapıya doğru ilerlerken, içimde huzur vardı. Artık geçmişin yükü sırtımda değildi.

(Visited 8 times, 1 visits today)