İnsanların yerleşik hayata geçmesini sağlayan tarım arazileri ile, Taş Devri’nden beri her sektörde kullanılan madenlerin çıkarıldığı yer arasında bir seçim yapmak şüphesiz zordur. Bir tarafta olmazsa olmazımız olan gıda üretimi varken, diğer tarafta modern yaşamın vazgeçilmezi hâline gelen madenler bulunur. Peki, bir ülkenin zengin maden kaynaklarına sahip olması mı daha avantajlıdır, yoksa verimli tarım arazilerine sahip olması mı?
Günümüzde para ile özdeşleşmiş altının bulunduğu bir tarafın karşısında tarımın çaresiz kaldığı düşünülebilir. Kölelik gibi küresel vahşetlere yol açmış ve günümüzde teknolojinin vazgeçilmezi hâline gelmiş olsa da, altın bu tarafı güçlendiren tek unsur değildir. Mücevher sektöründe zümrüt ve yakutu geride bırakarak en değerli konuma gelen, aynı zamanda CNC makinelerinde çeşitli materyallerin kesilmesine yardımcı olan elması da unutmamak gerekir. Her ne kadar günümüzde tercih edilmese de, potansiyel bir enerji kaynağı olan kömürden bahsetmemek imkânsızdır. Bu liste demir, çelik, bor, lityum gibi yüzlerce madenle uzatılabilir. Ancak, tüm bu madenlerin sağladığı kazanç kısa vadeli olup, sürdürülebilir değildir. Buna karşın, tarım arazilerinin ülke ekonomisine uzun vadede katkı sunma potansiyeli oldukça yüksektir.
Yerleşik yaşama geçildiğinden beri önemsenen tarım, ilk Mezopotamya uygarlıklarından Babillerde Hammurabi Kanunları ile ölümle cezalandırılacak kadar korunmuştur. Günümüzde de ülkemizin ekonomisinde önemli bir paya sahiptir. Tarih boyunca yadsınamaz bir öneme sahip olan tarım kaynakları için az kan dökülmemiştir. Osmanlı Devleti’nde çiftçiler tarıma teşvik edilmiş ve Osmanlı ekonomisinin temel taşlarından biri olmuştur. Ülkemizin kasasına her ne kadar maden kaynakları kadar yüksek bir meblayı kısa sürede kazandırması imkânsız olsa da, tarım arazileri sürdürülebilir kaynaklardır.
En başta ülkemizin zengin maden kaynakları, kısa sürede çok ciddi miktarlarda kazanç sağlayabilme potansiyeline sahip olduğundan cazip görünebilir. Ancak, madenler için kullanılan arsaların sonradan yeniden tarıma elverişli hâle getirilmesinin zor olması, madenciliğin sürdürülebilir bir kaynak olmaması ve işlemlerin pahalı, zor ve tehlikeli olması göz ardı edilmemelidir. Bu sebeple, daha uzun vadeli ve kalıcı bir kalkınma için verimli tarım arazileri tercih edilmelidir. Böylece daha fazla işçi istihdam edilebilir, tarım binlerce yıl boyunca devam ettirilebilir, çevredeki ekosistemlere katkı sunar ve ülkemizin en büyük harcamalarından biri olan ithal tarım ürünü alımını minimize edebilir.
En nihayetinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi, “Toprakla uğraşan milletin efendisidir.” Geçmişte olduğu gibi günümüzde de verimli tarım arazilerinin değersizleşmediği, aksine nüfus artışı gibi nedenlerle daha da değer kazandığı inkâr edilemez. Her ne kadar kısa vadede zengin maden kaynakları kadar kârlı görünmese de, binlerce yıl boyunca sürdürülebilir olması nedeniyle tarım arazileri daha tercih edilesi bir seçenektir.
.
