Rüyadaki Geçit

Ormanın derinliklerinde tek başına uyandım o gün. Elimde bir harita vardı ve etrafımdaki ağaçlar tanıdık değildi. Sis gökyüzünü örtmüş, hayvan sesleri bile gelmiyordu. Burası, efsanelerde bahsedilen Zaman Geçidi’nin yeri olmalıydı ama önümde sadece sık ağaçlar ve dikenli çalılar vardı. Tıpkı okuduğum gibiydi. Güneşin batmasına çok az kalmıştı. Saniyelerle yarışıyordum çünkü geçit yalnızca akşama doğru, yalnızca bir kez açılıyordu okuduğum kitaba göre. Dizlerim pislikle kaplıydı, nefesim düzensizdi. Yine de geçide girmek istiyordum. Korksam da bunun bir daha olmayacağını aklıma getirdim. Kalbim çok hızlı atıyordu. Keşke bir mucize gerçekleşse dedim. Dediğim o anda, sisin içinden kırmızı bir ışık süzüldü. Gözlerimi kıstım. İçinden kısa boylu, parıldayan zırhlı, kısa saçlı bir cüce yürüyerek çıktı. Gözleri kanıyordu. Elindeki kristal asayı toprağa vurdu ve yer titredi. Ağaçlar iki yana ayrıldı, sis dağıldı. Önümde bir geçit belirdi, içi dönüp duran kumlarla doluydu, sanki zamanda bir geçit gibiydi. Cüce bana baktı. “Geç kalmadık.” dedi. “Ama kararın dönüşsüz olacak.” Bir an duraksadım. Yaşadığım dünya, bildiğim her şey bir anda önemsiz geldi. Geçidin içinden bir sıcaklık yayıldı, bir adım attım, sonra bir adım daha. O an anladım ki bu başından beri bir rüyaydı.

(Visited 8 times, 1 visits today)