Aynı Masada Beş Hayat

Bir sabah kahvemi içerken telefonum çaldı. Telefonda biri, bu akşam beni özel bir yemeğe davet etti. Masada Sabahattin Ali, Yalın, Van Hooijdonk ve Nelson Mandela olacaktı. Başta şaka sandım ama akşam kendimi Boğaz kenarında bir yalıda, dört efsaneyle aynı masada buldum.

İlk sözü Sabahattin Ali aldı.
“İnsan bazen konuşarak değil, susarak anlatır derdini.” dedi.
“Sizce hâlâ yazıyla içini dökebiliyor mu insanlar?” diye sordum.
“Yazan var ama artık herkes bağırıyor. Oysa kalbin sesi fısıltıdır.” dedi. “O sesi duymak için biraz yavaşlamak gerek.”

Yalın söze girdi:
“Müzikte de aynı. Bağırmadan, sade anlatmak istiyorum ben de. Herkes güçlü görünmek istiyor ama bazen duygularını göstermek daha gerçek.”
“Gençlere ne söylersin?” dedim.
“Duygularından utanmasınlar. Sevgi, özlem, kırgınlık hepsi insana dair.”

Van Hooijdonk omuz silkti:
“Futbol sahasında güçlü görünmek zorundaydım ama şimdi anlıyorum, kaybetmekten korkmamak da bir güç.”
“Sahada hiç kendini sorguladın mı?” dedim.
“Her maç bir dersti.” dedi. “Gol atmak kadar kaçırmak da insanı büyütür.”

Son olarak Mandela konuştu:
“Gerçek zafer kalpte kazanılır. Affetmek en büyük güçtür.”
“O zaman gençlerde ne eksik?” dedim.
“Sabır…” dedi. “Ben 27 yıl bekledim. Onlar her şeyi hemen istiyor. Oysa zaman, en iyi öğretmendir.”

Sonra hep birlikte bardaklarımızı kaldırdık. Sessizce ama aynı duyguyla. Farklı dünyaların insanları olarak aynı masada, insan olmanın ne demek olduğunu konuştuk o gece. Herkes kendi savaşını anlatmıştı ama ortak noktamız aynıydı: İnsan kalabilmek.

(Visited 12 times, 1 visits today)