Bir sabah uyandığımda, bir anda insanların iç seslerini duyabildiğimi fark ettim. Önce çok şaşırdım, hatta halüsinasyon gördüğümü düşündüm. Elimi yüzümü yıkayıp mutfağa doğru yöneldim.
Babam, her zamanki gibi çatık kaşlarla gazete okuyordu. Ama bu kez onun iç sesini duyabiliyordum:
“Of, bugün patrona ne diyeceğim ben? Umarım işimden kovulmam.”
Onun kaygısını duyunca içim burkuldu. Üzüldüm ve ona dönüp kaşlarını çatmamasını, her şeyin yoluna gireceğini söyledim. Babam ne olduğunu pek anlamasa da yüzündeki gergin ifade yerini hafif bir tebessüme bıraktı.
Sonra annemden her zamanki gibi omlet yapmasını istedim. Dışarıdan “Tamam.” dedi ama içinden şöyle geçiriyordu:
“Bir gün de beni yormayıp kendi yemeğini kendisi hazırlasa olmuyor mu?”
Bu sözleri duyunca annemi ne kadar yorduğumu fark ettim. Hemen yanına gidip biraz dinlenmesini, yumurtamı kendim hazırlayacağımı söyledim. O da şaşkın ama memnun bir şekilde teşekkür ederek kabul etti.
Kahvaltımı yaptıktan sonra okul otobüsüne bindim. En yakın iki arkadaşım, ikili koltuklara oturmuştu ve her ikisinin yanları da boştu. Her zamanki gibi Mine’nin yanına yöneldim. Tam oturduğum sırada, Mira’nın iç sesini duydum:
“Hep Mine ile oturuyor… Bir kere de benimle otursa olmaz mı? Hep beni dışlıyorlar. Neden onlarla takılmaya çalışıyorum ki?”
Bu sözler beni çok etkiledi. Mira’nın bu şekilde hissettiğini bilmiyordum. Hemen kalkıp Mira’nın yanına geçtim ve ona öğle yemeğinde birlikte oturmayı teklif ettim. Yüzü aydınlandı, çok mutlu oldu ve sevinçle kabul etti.
O gün, hayatımın en önemli günlerinden biriydi. İnsanların benim hakkımda ne düşündüğünü, aslında neler hissettiklerini öğrenmiştim. Daha önce fark etmediğim hatalarımı görmüş, en önemlisi de empati kurmayı öğrenmiştim.
Bu günden sonra kendimi daha çok sorgulamaya, hatalarımı düzeltmeye ve çevremdekileri daha iyi anlamaya çalıştım. Çünkü anladım ki empati sayesinde hem kendimiz hem de etrafımızdaki insanlar daha mutlu olabilir.
