Zamanı Aşan Yolculuk

Bir sabah gözlerimi açtım ve hiçbir şey tanıdık gelmedi. Odam yoktu, telefonum yoktu. Eski bir ahşap evde, renkleri solmuş bir kilimin üzerinde uyandığımı fark ettim. Kafam karışıktı, nerede olduğumu bilmiyordum.

Tam o sırada kapı aralandı. İçeri, sarı saçlı, mavi gözlü bir çocuk girdi. Gülümsedi. “Uyanmışsın. Hadi, gün çoktan başladı.” dedi. İsmini sordum sadece “Mustafa” dedi. Kalktım, peşinden çıktım. Beraber kahvaltı ettik. Annesi gözleme yapmıştı, yanına da ayran verdi. Her şey çok sade ama bir o kadar da sıcacıktı. Evde sevgi vardı. Sonra birlikte dereye gittik. Taş sektirdik, çamurlara battık, yarış yaptık, güldük. Mustafa hem çok zeki hem de inanılmaz hayalperestti.

“Ben büyüyünce ülkem için bir şeyler yapacağım.” dedi. “Nasıl yani?” diye sordum. Ciddiyetle “Adaletli bir yer olacak burası. Herkes okuyacak.” diye ekledi. Ormanda yürüyüş yaptık. Bir ağacın altına oturduk. Geleceği konuştuk. O an, karşımda sadece bir çocuk değil, sanki yıllar sonrasını görebilen biri vardı. Sıradan biri olmadığını o an hissettim.

Gün batarken bana döndü, elimi tuttu. “Bu günü unutma. Ben büyüyeceğim… ama sen de unutma, tamam mı?” dedi. Bir anda her şey kayboldu. Gözlerimi tekrar açtığımda odamdaydım. Her şey yerli yerindeydi ama içimde bir yer hâlâ onun sesiyle doluydu. Elimi açtım, sanki hâlâ onun eli avucumdaydı.

Hayatımın en güzel rüyasıydı.
Keşke hiç bitmeseydi…

(Visited 9 times, 1 visits today)