Bir sabah uyandığımda, o günün diğerlerinden farklı olduğunu hemen anladım. Çünkü artık insanların iç seslerini duyabildiğimi fark etmiştim.
İlk olarak annemle konuşurken içinden geçenleri duydum. Bana gülümserken iç sesi şöyle diyordu: “İyi ki varsın.” Bu sözleri duymak, içimi tarifsiz bir mutlulukla doldurdu. Ne kadar şaşkın olsam da, bu yeni yeteneğimin sıcak bir başlangıcıydı.
Arabada radyoyu dinlerken, sunucunun ne dediğini değil, aslında ne hissettiğini duydum “Keşke iş bitse de eve gitsem…” Kendi dünyasında sıkışmış bir insanın iç sesi, dışarıya hiç yansımayan duygularıyla konuşuyordu. Bu beni düşündürdü.
Ama asıl zorluk okulda başladı. İnsan kalabalığının içinde yüzlerce ses birbirine karışıyordu. Herkesin zihni kendi düşünceleriyle o kadar doluydu ki sanki kafamın içinde onlarca radyo aynı anda çalmaya başlamıştı.
Ve sonra, en acı deneyimi yaşadım. En yakın arkadaşımla konuşurken onun da iç sesini duydum. Gülümsüyordu ama içinden geçenler bambaşkaydı “Keşke bu kadar üstüme düşmese… Bazen çok sıkıcı oluyor.” Kalbim kırıldı. Belki sadece o anlık, gelip geçen bir düşünceydi. Belki de bunu benimle paylaşmak istememişti. Yine de, artık eskisi gibi bakamıyordum ona. İçimden bir ses, bu arkadaşlığın sona ermesi gerektiğini söylüyordu. Ve öyle de yaptım. Ona belli etmeden uzaklaştım. Çok üzülmüştüm.
Gün boyunca herkesin iç dünyasına istemeden kulak vermek beni fazlasıyla yordu. Eve geldiğimde sadece insanların değil, evdeki uçan sineğin bile iç sesini duydum. Kafamda yankılanan düşünceler arasında uyuyakaldım.
Sabah uyandığımda her şey normale dönmüştü. Kimsenin iç sesini artık duymuyordum. Ama o gün…
O gün, hayatım boyunca unutamayacağım bir gündü.
Çünkü insanları gerçekten tanımak, bazen onlardan uzaklaşmak anlamına da gelebiliyordu.
