Eğer dünyada sevgi bir para birimi olsaydı, en zenginler; karşılık beklemeden sevenler, iyilik yapanlar, paylaşanlar olurdu. Sevgiyle büyüten bir anne, yoksullara her gün bir tabak yemek götüren yaşlı bir amca, sokak hayvanlarına evinin önüne su koyan çocuk… Hepsi milyoner olurdu.
Ben o dünyada sıradan biriydim başta. Ne çok sevgim vardı ne de eksikti. Sevgiyle büyütülmüştüm ama modern dünyanın hırslarına da kapılmıştım. Kariyer, başarı, takdir… Kalbim dolu olsa da cüzdanım boştaydı çünkü gerçek sevgiyi vermeyi henüz öğrenememiştim.
Bu sevgi ekonomisinde insanlar birbirlerine verdikleri sevgiyle zenginleşirdi. Sarılmak bir madeni para değerindeydi; içten bir teşekkür, küçük bir altın kadar kıymetliydi. Bir gün, iş çıkışı yolda yürürken yaşlı bir kadının torbasını taşımasına yardım ettim. O anda cebimde sıcacık bir ışık belirdi. Telefonumda “Sevgi Bakiyeniz: 3.5” yazıyordu. İlk paramı kazanmıştım.
Bu olaydan sonra dünyaya bakışım değişti. Her sabah apartman görevlimize gülümsemekle başladım güne. Yan masadaki arkadaşımın kahvesini alarak, küçük ama değerli bağlar kurdum. Bir sabah fark ettim: artık sevgi hesabımda 1.000 birim vardı! Ama en önemlisi içimde artan huzurdu.
Bir gün bir çocukla tanıştım. Adı Kerem’di. Sessiz, içine kapanık ama gözlerinde derin bir sevgi vardı. Kimseyle konuşmaz, hep yalnız dururdu. Yanına oturdum bir gün. Sadece bekledim, konuşturmadım. Sonra yavaşça bana defterindeki çizimleri gösterdi. Muhteşemdi! Ona değer verdiğimi hissedince yüzü aydınlandı. O günden sonra her gün birlikte vakit geçirdik.
Kerem’e sevgim karşılıksızdı. Ama sevgiden yapılmış bu dünyada, karşılıksız olan en büyük servet sayılıyordu. Bir sabah uyandığımda bildirim ekranımda şöyle yazıyordu: “Tebrikler, Sevgi Bakiyeniz: 1.000.000!”
Artık bu sevgiyi paylaşmam gerekiyordu. Zenginliğimi sadece kendim için değil, başkaları için de kullanmalıydım. Sevgiyle çalışan bir okul kurdum. Öğrenciler para yerine sevgiyle ders alıyor, öğretmenler ilhamlarını not yerine şefkatle veriyordu.
Dünyamız değişmişti. Bankalar değil, kalpler değerliydi. Reklam panoları “Bugün kaç kişiye sevgi verdiniz?” diye soruyordu.
Yıllar geçti. Bir gün küçük bir çocuk yanıma gelip “Sen Kerem’in eski dostu musun?” diye sordu. “Evet,” dedim. “O benim babam. Bana hep senden bahseder.” Gözlerim doldu. Sevgi zinciri büyüyordu.
Bu dünyada en zengin olmak, en çok şeye sahip olmak değil, en çok yüreğe dokunmaktı. Ve ben, kalpten kalbe akan bu para biriminde, gerçek anlamda hayatın en büyük zenginliğini yaşamıştım.
