Hıdırellez gecesi gül ağacının altına küçük bir kâğıt bıraktım. Üzerine sadece şunu yazmıştım:
“Bir gün bir köpeğim olsun.”
Bu benim en büyük hayalimdi. Her gece gözlerimi kapattığımda, yanımda koşan, oyun oynayan, sadık bir dost düşlerdim. Ama anneme her sorduğumda, “Bunu sonra düşünürüz,” derdi.
O dileği bıraktıktan tam bir gün sonra, Hıdırellez sabahı erkenden uyandım. İçimde garip bir heyecan vardı. Kahvaltı sırasında annem birden bana döndü ve dedi ki:
“Seninle bir şey konuşmak istiyorum. Belki bir köpek sahiplenebiliriz. Ama ona çok iyi bakmalısın. Sorumluluk sende, bunu unutma.”
O an gözlerim parladı. Sanki dileğim yıldızlara ulaşmış ve gerçek olmuştu. Hemen kabul ettim. Birkaç gün sonra barınaktan küçük, sevimli bir yavruyu sahiplendik. Eve geldiğimizde ilk işim onu yıkamak, mamasını ve suyunu hazırlamak oldu.
İlk iki gün her şey güzeldi. Ama sonra sorunlar başladı… Her yere tuvaletini yapıyor, mobilyaları ısırıyordu. Annem sabrını kaybetmeye başlamıştı.
“Bence biz bunu geri verelim,” dediğinde yüreğim parçalandı.
“Hayır!” dedim kararlılıkla. “Söz veriyorum, her şeyi düzelteceğim.”
O günden sonra her gün Şeker’le ilgilendim. Evet, adını Şeker koymuştum, çünkü bana tatlı bir mutluluğu getirmişti. Tuvalet eğitimine başladık, oyunlar oynadık, komutları öğrendik. Birkaç hafta içinde Şeker, çoraplarımızı bile getirir olmuştu. Annem bu değişimi görünce çok şaşırdı ve mutlu oldu.
“İyi ki geri vermemişiz,” dedi.
Evimiz artık daha canlı, daha mutlu bir yerdi. Sonra bir kuş sahiplendik, adını Mişa koyduk. Şeker ve Mişa kısa sürede çok iyi arkadaş oldular. Birlikte oynuyor, birbirlerine zarar vermeden saatlerce vakit geçiriyorlardı.
O Hıdırellez sabahı dilediğim tek şey bir köpekti. Ama o dilek sadece bir hayvanı değil, hayatımın yönünü değiştirdi. Bana sabretmeyi, sorumluluk almayı, sevmenin ne demek olduğunu öğretti.
Artık her Hıdırellez sabahı yine aynı gül ağacının altına gidiyorum. Bu sefer dilek yazmıyorum. Sadece teşekkür ediyorum
