Bir sabah uyandığımda üzerimde bir pelikan olduğunu fark ettim. İlk başta bir rüya olduğunu sandım. Pelikan, ben gözlerimi açtığımda korkarak yemyeşil ormanın içine doğru kaçtı. Sonra gür bir aslan sesi duydum. Korkuyla kalktım. O an anladım ki bu bir rüya değildi. Önüm masmavi deniz, arkam yemyeşil bir ormandı. Belli ki burası ıssız bir adaydı.
Biraz ileride Çağan, Çınar, Atlas ve Işıkhan’ı gördüm. Onlar bir yük gemisine; “Yardım, yardım edin!”diye çığlık atıyorlardı. Ama gemi çoktan gitmişti.
Adadan muhteşem kokular geliyordu. Bu mis gibi çiçek kokuları karnımızı iyice acıktırmıştı. Akşam balık tutup karnımızı doyurduk.
İkinci gün barınak yaptık. Çünkü akşam kurt ulumaları duymuştuk. İkinci günün sonunda bir kuzgun avladık.
Üçüncü günde bir mağara bulduk. Mağaradan çok keskin bir koku geliyordu, içeri girmeye çekindik. Ama girdiğimizde bir yardım fişeği bulduk. Hemen barınağa döndük ve bir gemi gelmesini bekledik. En sonunda gemi geldi, KURTULDUK!
