Genetik Mühendisliği, Yararlı mı Zararlı mı?

Kavramı 1930’lu yıllarda ortaya atılan ve ilk defa 1970’li yıllarda gerçekleştirilen “Genetik Mühendisliği” nedir, önce bunu açıklayalım. Genetik mühendisliği, canlıların kalıtsal özelliklerini değiştirerek onlara yeni özellikler kazandırma veya başka canlıların özelliklerini bir başka canlıya aktarılmasını sağlayan, bu konuda araştırma yapan bilim dalıdır. Bu bilim dalı ile uğraşan kişilere ise “Genetik Mühendisi” denir. Kulağa çok yararlıymış gibi geliyor değil mi? Peki gerçekten öyle mi? Tahmin edebileceğiniz gibi bu konuda farklı görüşler var: Bazı bilim insanları genetik mühendisliğinin insanlığa faydalı olduğunu, canlıların genetikleriyle oynamanın belirli bir yere kadar makul olduğunu  ve gerektiği yerde kullanılmasını savunurken, bazı bilim insanları ise bunun tam aksini yani canlıların genetikleriyle oynamanın zararlı sonuçlar doğurabileceğinin ve insanlığa faydalı olsa da canlıların üzerinde bunun uygulanmasının doğru olmadığı kanısındalar. Peki, hangi taraf haklı. Bunu iyi bir şekilde değerlendirmek için genetik mühendisliğinin yaptığı çalışmalara bakalım:

  • Bir canlıdan başka bir canlıya organ ve doku nakli yapılması,
  • Soğukta yetişemeyen bitkilere soğuğa dayanıklılık geni aktarılarak soğuk ortamda yetişmesinin sağlanması,
  • Bitkilere bazı genler aktırılarak veya değiştirilerek onların zararlı böceklere karşı dirençli olmasının sağlanması, verimliliğin ve kalitenin artırılması,
  • Hayvanlarda ıslah(daha üstün organizma elde etmek) yapılması,
  • Pirinç bitkisine başka bir bitkinin geni aktarılarak beta-karoten sentezlemesi sağlanmıştır.

Yukarıdaki örneklere bakacak olursak oldukça faydalıymış gibi geliyor değil mi? Ama bunlardan bazıları bize yararlı olsa da ekosisteme zarar verebiliyor. Mesela 3. maddede(“Bitkilere bazı genler aktırılarak…”) verdiğim bilgide bitkinin zararlı böceklere karşı korunması sağlanılmıştır. Yani böcekler bitkiyi yemeye çalıştığı zaman böcekler etkisiz hale geliyor. Ama sadece bitkiye zararlı böcekler değil, bitkiye fayda sağlayan böcekler de etkisiz hale geliyor. Veya bir başka örnek verecek olursak 5. maddede(“Pirinç bitkisine başka bir…”) asıl amaçlanan şey beta-karoten bakımından fakir olan pirinçdeki beta-karoten oranını arttırmaktır. Bu çalışmada özellikle pirinç bitkisisnin seçilmesinin nedeni ise fakir ülkelerde pirinç üretiminin çok olmasıdır. Her ne kadar amaç o ükelerde yaşayan halkın beta-karoten ihtiyacını karşılamak olsa da pirince aktarılan genden dolayı pirinç bitkisi alerjik reaksiyonlara yol açabilecek bir özelik kazanmıştır ve bu durum o bölgede yaşayan bazı insanların hastalanmasına yol açmıştır. Görüldüğü gibi her iki fikri de destekleyebilecek örnekler var. Peki sonuç olarak hangi taraf haklı. Benim fikrimce her iki tarafında haklılık payı var. Günümüzün gelişen teknolojisi yanında azalan kayaklarla karşı karşıyayız, bu duruma biyoteknoloji ve genetik mühendisliği bir çözüm olabilecek potansiyele sahip olsa da bu iki alanın doğru bir şekilde kullanılmaması durumumuzu iyileştirmek bir yana dursun daha da beter hale getirir. İsviçreli doktor ve simyacı Paracelsus’un “Her şey zehirdir ve zararsız hiçbir şey yoktur, bir şeyin zehir olmadığına yalnızca dozu karar verir.” sözünden de anlayabileceğimiz üzere her şeyi ölçüsünde kullanırsak bize faydalı olacağını anlayabiliriz. Bunu genetik mühendisliği ile bağdaştıracak olursak genetik mühendisliğini ölçülü kullanmamız gerektiğini, aksi taktirde bize ve tüm ekosisteme zarar vereceği sonucuna ulaşabiliriz. Benim fikirlerim bunlardır iyi güler dilerim.

(Visited 15 times, 1 visits today)