
İnsanları gençliklerine özellikle çocukluklarına karşı bir özlem duyarken görürüz. Bunun en büyük sebebi birçoğuna göre eskiden daha mutlu olmaları şu ana göre daha özgür hissetmeleridir. Peki bu insanlar şu anda neden eskiye göre daha az özgür hissederler? Aslında Jean-Jacques Rousseau’nun ünlü sözü bu soruya adeta cevap niteliğinde : ”İnsan özgür doğar ama her yerde zincire vurulmuştur.”
Çocukların hayal güçlerinin yetişkinlere göre daha geniş olmasının sebebi onları sınırlayan düşüncelerin henüz onlara dayatılmamış olmasıdır. Onları, istediklerini en ufak bir çekinceleri olmadan söylerken ve diledikleri gibi davranırken görürüz çünkü onlar daha toplumun kuralları ile henüz yeni yeni tanışıyorlardır. Yaş aldıkça bu çocukları aile baskısı, okul baskısı, toplumun beklentileri, işsizlik korkusu ve benzeri stres etkenleri ile karşılaşırken görürüz. Bu karşılaşmalar yavaş yavaş bireyin özgürlüğünü çalar. Toplumun koyduğu bu yasalar bireyin özgünlüğünü köreltir ve davranışlarını kontrol eder. Jean-Jacques Rousseau’nun bu sözü tam olarak bunu anlatır. Rousseau bu özgürlüğün kısıdını toplumun baskısında ararken, Nietzsche meseleyi bambaşka bir yerden ele alır. Nietzsche’ye göre özgürlüğün zincirleri, kişinin kendine karşı sorumluluk alamamasıdır. Ona göre gerçek özgürlük bireyin kendi değerlerini yaratabilmesi ve kendi değerlerini seçebilmesidir. Rousseau, özgürlüğün toplum ve onun koyduğu kurallar ile sınırlandığını düşünürken Nietzsche ise özgürlüğü içsel bir mücadele olarak görür. Özetle Rousseau topluma karşı bir eleştiri yaparken Nietzsche içsel bir arayışa yöneltmekte Nietzsche’nin özgürlüğü kişinin kendisinde araması gerektiğini önemli bulsam da bu düşünceye katılmıyorum. Çünkü insanın özgürlüğünü asıl kısıtlayan şeyin kendi iç dünyası değil, toplumun dayattığı yarattığı yasalar, kurallar ve beklentiler olduğunu düşünüyorum. Bizler ne kadar güçlü bir iradeye sahip olursak olalım toplumun dayattığı baskı altında asla gerçekten özgür olamayız. İnsan toplumla ister istemez iç içedir ve toplumdan ister istemez etkilenir. Bana göre bu yüzden özgürlüğü içsel bir meseleye indirgemek onu yüzeysel kılar.
Sonuç olarak özgürlüğümüzün toplumla alakalı olduğunu ve bizlerin özgürleşmemiz için toplumda önemli değişiklikler yapılması gerektiğine inanıyorum. Fakat bu tüm toplumsal yasaların kötü olduğu anlamına gelmez. Örneğin: trafik kuralları, kanunlar ve benzeri yasalar… Toplumdaki huzur ve dengeyi sağlayan kurallar olmazsa kaos olur. Suçluların ceza almadığı bir toplum karanlığa sürüklenir. Toplumsal yasalar, otoritelerin çıkarını gözetmediği ve bizim insani haklarımızı engellemediği sürece gereklidir. Önemli olan bizim kendi fikirlerimizi özgürce ifade edebilmemiz ve irademizin baskı altına alınmamasıdır. Gerçek özgürlük budur.
