Geceyi İzleyen Gölge

Saat gece yarısını biraz geçmişti. Yağmur damlaları pencereye usulca vuruyor, eski ahşap evin içinde yankılanan her çıtırtı kalbimi nedensizce hızlandırıyordu. Gün boyunca hazırlamaya çalıştığım dosyanın sonunu bir türlü getirememiştim. Sanki evin sessizliği bile beni dinliyordu. Masamın üzerindeki mum aniden hafifçe titredi, alevi eğildi. Sönecek gibi oldu. O anda, uzaklardan gelen boğuk ve ürkütücü bir ses duydum. Ne olduğuna emin değildim; rüzgâr mıydı, yoksa birinin sesi mi?

Dışarıdan gelen sesle irkildim, pencereye koştum.
Karanlığın içinden yalnızca sis görünüyor, yağmur sanki dışarıya duvar çekmiş gibi her yeri saklıyordu. Bahçe kapısının hafifçe aralandığını fark ettim. Sesin oradan geldiğini düşünüp az da olsa rahatlamıştım. Emin olmak için gözlerimi kısmıştım ki, o an bir gölge belirdi. İnsan bedenine benzeyen bir şekil, evin önünden yavaşça geçti. Kapının ucundan dışarıya göz gezdirdim ama kimse yoktu. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atıyordu, en son ne zaman böyle korktuğumu bile hatırlamıyordum.

O an hemen telefonumu kaptım ama ekran birden kapkara oldu. Elektrikler de gitmişti. Korkudan kendimi tutamayıp koridora çıktım. Her adımda döşemeler gıcırdıyordu. Rüzgâr bahçe kapısını çarpıyor, ev sanki nefes alıyordu. Koridorda daha fazla duramayıp bahçe kapısını kontrol etmek için kapıya yaklaştım. Kapı koluna elimi koyduğumda buz gibiydi. Kapıyı açtığımda rüzgâr sanki yüzüme sert bir tokat yapıştırmıştı, belki de adrenalinin etkisiyle böyle hissetmiştim; ama dışarıda kimse yoktu.

Sadece yerde ıslanmış bir kâğıt duruyordu. Eğilip aldım sonra kapıyı kapatıp içeri girdim. Yazılar ıslandığından silinmişti ama belli belirsiz birkaç kelime okunuyordu: “BENİ BUL” Bir an arkamda soğuk bir nefes hissettim. Hızla arkama döndüm ama kimse yoktu. Sadece masamın yanındaki mumun ışığı titredi, sonra tamamen söndü. Kapının önünden aldığım kağıdı tekrar açtım; biraz önce silik olan kelimeler şimdi daha netti: “YUKARI BAK.” Başımı kaldırdım, merdivenin tepesinde biri duruyordu. Oraya nasıl gittiğine anlam veremedim. Yüzü karanlıkta tam seçilmiyordu ama beni izlediğini hissediyordum.

Ses çıkarmadan birkaç saniye bakıştık. Sonra gölge yavaşça geri çekildi ve duman gibi dağılarak kayboldu. Tüm gece gözlerim faltaşı gibi açıktı ve o geceyi hiç unutamayacağımı anlamıştım. Ertesi sabah merdivenlerde çamur izleri buldum ama orada yalnızca aşağı inen adımlar vardı, yukarı çıkan hiç yoktu. Olanlara anlam veremiyordum. Köylülere ne olduğunu anlattığımda ve bunun nedenini sorduğumda sanki bir şey biliyor ama nedense söyleyemiyor gibiydi, tek yaptıkları bana acınası yüz ifadeleriyle bakmaktı hatta bazılarının gözleri bile doluyordu.

O günden sonra her gece, aynı saatte pencerenin önünde bir gölge beliriyor. Ve ben hâlâ neyin ya da kimin beni o gece çağırdığını bilmiyorum ama bazen o gölge kapıya haifçe tıklayıp bana mesaj vermeye çalışıyor gibi geliyor.

(Visited 4 times, 1 visits today)