Bir sabah uyandığımda, dünyayı her günkü gibi değil, insanların içinden geçtiği düşüncelerle birlikte görebildiğimi fark ettim. İlk başta yanıldığımı ya da garip bir rüyanın içinde olduğumu düşündüm. Fakat annemin yanına gidip bir şey söylemeden yüzüne baktığımda, zihninden geçen şu cümleyi net bir şekilde duydum: “Bu sabah çok yorgun uyandım keşke bugün birazda olsa dinlenebilsem?” O an içimden bir ürperti geçti aynı zamanda korkmuştum da. Artık yalnız değildim, insanların beynindeki en gizli odalara açılan görünmez bir anahtarım vardı.
Bu gücün yarattığı ilk etki şaşkınlığında yanında getirdiği bir meraktı. Okula gittiğimde ise adeta bir uğultunun içine düştüm. Her kafadan bir düşünce çıkıyordu: endişe, kıskançlık, sır, aşk, öfke, korku, umut… Kafamda yankılanan sesleri susturmak neredeyse imkânsızdı. Bir süre sonra tek bir kişiye odaklanırsam sadece onun düşüncelerini bileceğimi anladım. Tıpkı bir radyo gibi, yalnızca istediğim insanların düşüncelerine odaklanabiliyordum.
Bu yeteneği önce iyi yönde kullanma kararı aldım. Mesela sessiz ve içine kapanık bir arkadaşım vardı ve aslında onun yardım istemek istediğini duyunca ona yaklaşmak için bir bahane buldum. Bir öğretmenimin içinden geçen üzüntüyü fark edip sınıfa küçük bir sürpriz organize ettim. İnsanları anlamak, onlara yaklaşmak ve kimseye söylemeden destek olmak hoşuma gitmeye başlamıştı.
Ama kısa süre sonra fark ettim ki bu güç beni yalnızca iyiliğe değil, çok daha farklı ihtimallere de sürüklüyordu.
Bir gün sınavdan önce sınıfa girdiğimde herkesin zihni soru işaretleriyle doluydu. Öğretmenimizin zihninde dolaşan sayıları ve soruları duyduğumda elimde büyük bir avantaj olduğunu fark ettim. İçimden bir ses “Yapma” demesine rağmen, başka bir ses, “Bir kereye mahsus… Kimse anlamaz.” diyordu. O gün soruları önceden bilerek sınavdan yüksek not aldım. Neredeyse hiç çalışmamış olmama rağmen aldığım not beni çok mutlu etmişti ama arkadaşlarıma dönüp bazılarının yüzlerindeki bazılarının içlerindeki seslerin ne kadar karamsar olduğunu görünce kendimi biraz kötü hissetmiştim.
Zamanla insanları yalnızca anlamakla kalmadım, onları yönlendirmeye de başladım. Birinin hakkımda kötü düşündüğünü öğrendiğimde önceden hazırlıklı oluyordum. Biri beni kıskanıyorsa, onu daha fazla kıskandıracak şekilde davranıyordum. Bir arkadaşım arkamdan konuşmayı planlarken, onun planını bozacak cümleleri tam zamanında söyledim. İnsanlarla iletişimde hep üç adım öndeydim ve kimse nedenini bilmiyordu. Artık elimdeki bu gücü tamamen kendi çıkarım için kullanır hale gelmiştim. Biri neye ihtiyaç duyuyorsa onu karşılayarak güvenlerini kazandım. Biri yalan söylüyorsa yüzüne bakıp gülümseyerek onu huzursuz ettim. Hocaların hangi öğrenciler hakkında ne düşündüğünü bilerek davranışlarımı ona göre şekillendirdim. Gücüm sessiz ama etkili bir silaha dönüşmüştü.
Gücümü neredeyse her zaman kendi lehime kullanmama ve bazen insanları huzursuz etmeme rağmen içimdeki iyilik duygusu hâlâ oradaydı. Bir gün okulda içine kapanmış bir çocuğun, kimseye söyleyemediği bir korkuyla boğuştuğunu duyduğumda dayanamadım. Ona yardım ettim, kimseye belli etmeden yanında oldum. Başka bir gün kavga etmek üzere olan iki arkadaşın zihninden geçen kırıcı düşünceleri önceden bildiğim için araya girdim ve ortamı yatıştırdım.
Artık şunu biliyorum: Bu yetenek ne tamamen iyi, ne tamamen kötü. Asıl belirleyici olan benim kim olduğum ve gücümü nasıl kullanmak istediğim. Zihinleri okumak, insanları anlamak kadar onları şekillendirme gücünü de beraberinde getiriyor. Ve ben bu gücü kullanırken her gün yeniden karar vermek zorundayım: Kurtarıcı mı olacağım, yoksa bir gölge gibi onları kendi çıkarıma göre mi yönlendireceğim? Bence asıl önemli olan, bu yeteneği hem insanların çıkarları hem de kendi çıkarlarımı eşit şekilde yönetecek şekilde kullanmak.

