Bir Filizin Sözü

Yağmuru dinlemek insanların her zaman romantikleştirdiği bir şeydir ama üç gün boyunca yağmuru izlemek Elif’i susattı. Damla damla akan yağmurun ritmi, gökyüzünün nabzı değildi. Gökyüzünün kuruduğunun bir işaretiydi. Yaprakların sevgi dolu rüzgârın ritmine göre dans etmesini izlemek keyifli değildi. Gökyüzü, kışın yaklaştığını haber veriyordu.

Kışı ruhunun derinliklerinde hissediyordu. Çiftçinin kızı, ailesinin anlatacağı ve gurur duyacağı bir hikâyeydi. Hikâyeler her zaman yeni mevsim umuduyla biterdi. Şimdi o da kurumuştu. Ekinler de. Ve onlarla birlikte umut. Çatlamış kökler güneşte yanıyordu. Yaz boyunca babasının ekinlerindeki umudun nasıl kuruduğunu fark etti. Ve annesininkinde de. Sessizlik, evin her köşesine sinmişti. İnsan bazen suskunluğun bile haykırış olduğunu çok geç fark ederdi.

“Bu yıl da aynı olacak,” diye mırıldandı kendi kendine. “Dünya bize karşı döndü.”

Ancak o sabah, bir şeyler farklıydı. Gözleri yağmurdan ıslanmış pencereden dışarıya kaydı ve ana rahminde dikilmiş, kurumuş yaşlı armut ağacını fark etti. Şimdi ise, gövdesinin dibinde küçük, yeşil bir filiz vardı. İnce, narin bir dal, yağmurun altında hafifçe sallanıyordu. Sanki toprak, uzun süredir sakladığı bir sırrı fısıldıyordu.

Elif gözlerini kırpıştırdı. Yağmurun altında minicik bir yaşam nefes alıyordu. Belki de gökyüzü bu kez başka bir dille konuşuyordu. Dışarı çıktı; ayakkabıları çamura gömülürken dizlerine kadar ıslanan eteğine aldırmadı. Filizin yanına diz çöktü, parmaklarını toprağa bastı. Sıcaktı. Hâlâ sıcak.

İçinde bir yer, uzun süredir sessiz olan bir yer, kıpırdadı. O küçük yeşil dal, sadece bir filiz değil, bir direnişti. Toprağın yeniden nefes alışını temsil ediyordu. Elif başını kaldırıp gri gökyüzüne baktı. Artık bulutlar ona soğuk görünmüyordu; her damla, toprağa geri dönen bir söz gibiydi. Her damla, geçmişe değil geleceğe yağan bir mesajdı.

O gün babasına hiçbir şey söylemedi. Ama sabah erkenden, elinde küçük bir kürekle dışarı çıktı. Filizin etrafındaki toprağı dikkatle gevşetti, yanına kuru yapraklar koydu. Ellerini toprağın kokusuna sürdü, unuttuğu bir şeyi hatırlarmış gibi. Belki bu kez, hikâye gerçekten başka türlü bitecekti.

O akşam, güneş bulutların arasından süzülürken, Elif ilk kez içten gülümsedi. Çünkü biliyordu:
Toprak bazen susar, bazen yanar, bazen ölür gibi olur.
Ama umut…
Umut, en çok kuraklığın ortasında, sessizliğin kalbinde kök salar.
Ve bazen, yalnızca bir filiz kadar küçük olur —
ama bir ormanın başlangıcıdır o.

(Visited 5 times, 1 visits today)