Bu sabah alarm çaldığında her zamanki gibi yorganı kafama çektim ve saklanmaya çalıştım. Okula gitmek için uyanmak dünyanın en zor işi gibi geliyor. Ama bugün garip bir şey oldu. Annem kapıyı çalıp “Kalk artık, okula geç kalacaksın!” diye bağırırken onun sesinin yanında başka bir şey daha duydum. Sanki annemin kafasından geçen düşünceler kulağıma fısıldandı: “Yine yüz kere söyleyeceğim, bu çocuk alarmı neden kuruyor ki?” Donup kaldım. Annemin ağzı hiç oynamamıştı ama ben onu net bir şekilde duydum. Zihin okuyabiliyordum!
Aceleyle giyinip mutfağa koştum. Babam çayını yudumluyordu. Ağzından hiçbir kelime çıkmadı ama kafasının içinden geçen şu cümle direkt beynime çarptı: “Keşke bugün toplantı iptal olsa da eve dönüp uyusam. Çok gereksiz bir toplantıya katılacağım, şirketin içine kaldırım yapılması için bilgilendirme toplantısı!” Az kalsın kahkaha atacaktım. Babam hep ciddi görünür ama demek ki iç dünyası uyku sevdalısıymış!
Otobüse bindiğimde işler daha da komikleşti. Şoför Mehmet abi direksiyona bakarken içinden şunu geçiriyordu: “Bir gün de herkes otobüs kartını önceden hazırlasa ne olacak ya!” Arkadaki Atiye teyze ise şöyle düşünüyordu: “Bugün kesin matematik hocası yine sınav yapacak, çocuklar mahvolacak.” Meğer herkes telepatiyle konuşuyormuş da ben bugüne kadar duyamıyormuşum!
Okul kapısında en yakın arkadaşım Yağmur’u gördüm. Gülerek “Günaydın!” dedim. O da bana el salladı ama kafasının içinden geçen şey şöyleydi: “Umarım saçım kötü durmuyordur, yoksa fotoğraf bile çektirmem bugün. Halbuki çok özenli örmüştüm.” Ona “Saçın gayet güzel duruyor” deyince gözleri açıldı: “Ne? Nereden anladın?” dedi. “Telepatim var benim.” dedim, tabii inanmadı.
Koridordan geçerken herkesin düşüncesi bir anda beynime doldu. “Keşke teneffüs olsa… Ödevimi yapmadım… Acaba kantine koşsam hemen tost kapabilir miyim…” Sesler o kadar fazlaydı ki kafam kazan gibi olmuştu. Hatta beden eğitimi öğretmeni bile yürürken düşünüyordu: “Bu çocuklar bugün kesin bahane bulup koşmaz, sonra serbest zaman isterler.” İçimden “Koşarım hocam, koşarım! Ama serbest zamanımı da alırım!” diye bağırdım.
Ders başladı. Matematik öğretmenimiz tahtaya soru yazarken içinden şöyle geçiyordu: “Bakalım bugün kim derse hazırlıksız gelmiş?” Tam o sırada sınıfın en çalışkanı Beril ve Selim bile içlerinden “Ne olur beni kaldırma hocam” diye dua ediyorlardı. Meğer herkes derslerde dışarıdan sakin görünse de içlerinden ayrı bir hayat yaşıyormuş!
Sınıfımda kendini beğenmiş Nazlı her zamanki gibi yılan derili botları, çantası ve ceketi ile gelmişti. İçimden “Bu kızda ne var ya” dedim. Nazlı ise içinden tahmin edeceğiniz gibi “Acaba teyzem bana yılan derili bot mu alır, leopar derili mi… Ama kesin bana geyik boynuzlu duvar saati alır.” diye konuşuyordu. İstediklerini alamayınca da teyzesini sorumlu tutmaya çalışıyordu.
Teneffüste kantine gittim. Kantinci amca gözlerimin içine baktı ama içinden geçen şey şuydu: “Bugün kesin tostlar ortada kalacak, yine azar işiteceğim.” Ben de ona “Merak etme, bugün tostlar kapışılır.” dedim. Adam şaşkın şaşkın baktı bana.
Günün sonunda şunu anladım. Herkesin kafasının içinde ayrı bir dünya var. Bazıları komik, bazıları stresli ama hepimiz aslında çok benziyoruz. Zihin okumak eğlenceliydi ama biraz da yorucuydu. Yine de itiraf edeyim, arkadaşımın sınavda “Umarım cevap C şıkkıdır.” dediğini duymak oldukça işime geldi…
Belki de bazen insanın sadece kendi düşüncelerini duyması daha iyi. Ama bugün… Gerçekten unutulmazdı.
