Her zamanki gibi erkenden uyandım. Hemen elimi ve yüzümü yıkayıp üniformamı giymek için odama koştum. Çok aceleciydim çünkü geç kalmak istemiyordum. Üniformamı giyer giymez çantamı aldım ve dışarı çıktım. Ayakkabımı giydiğim gibi okulun yolunu tuttum. Koşarken yanlış yola saptığımı fark ettim ve uzun yoldan gitmek zorunda kaldım. Bu yüzden hızımı artırdım. Koştum, koştum ve sonunda vardım. Ayağıma kara sular inmişti,gerçekten çok hızlı koşmuştum.
Hemen okula girdim ve merdivenleri deli gibi koştum. 6/B sınıfını bulur bulmaz içeri girdim. İçeride hoca yoktu. Saate baktım; saat 7:30’du, bizim dersimiz saat 7:45’te başlıyordu. Kitaplarımı masama koyup sırama oturdum ve hocamı beklemeye başladım. Zil çaldığında hoca sınıfa girdi ve ders yerine sınav yapacağını söyledi. Matematik sınavlarına bayılırdım. Sınav kağıdını alır almaz başladım. 50 dakika sonra sınav bitti ve kağıdımı hocaya teslim ettim.Tam sınıftan çıkacakken müdür geldi ve öğlen yemeğine kadar her derste sınav olacağını söyledi. İlk başta inanmadık ama gerçekten öyleydi. 5. dersin zili çaldığında herkes boş sınav kağıdıyla karşılaştı. Ben hariç herkes sinirliydi, ben sınavları seviyordum. 50 dakika sonra ders bitti, herkes yemekhaneye koştu ve yemeklerini yedikten sonra sınıflarına döndü. Öğle teneffüslerinde çoğu öğrenci sınavlara çalışıyordu. Ben de kitaplarımı çıkarıp ders çalışmaya başladım.
Tam odaklanmışken dışarıdan gelen bir çığlık sesiyle irkildim. Pencereye koştum; yerde yatan bir çocuk vardı, yanında kimse yoktu. Önce oyun oynadıklarını düşündüm ama şüphelenmeye başladım. Ertesi günkü sınava hazırlanmam gerektiği için masama döndüm. Ancak başka bir çığlık sesi duyunca tekrar pencereye koştum, çocuk artık yoktu.
Birkaç arkadaşımın da bunu fark etmesini istedim ve bahçeye indik. Bahçede sadece 7 kişi vardı, iki arkadaşım olayı gördü ve onlarla konuşunca aynı fikirde olduklarını öğrendim. Karar verdik, artık okulu gözetleyecektik. Sınıfa geçip köşeye oturduk ve fısıldaşarak plan yaptık. Teneffüs sona erdi ve masamıza döndük.
Haftalar geçti, biz gözetlememize devam ettik. Bir gün, kar yağıyordu ve sınıfa gelir gelmez arkadaşım Arda “Dışarı çıkıp kartopu oynayalım.” dedi. Üşüyorduk ama kartopu kelimesi yeterliydi, aşağı indik. Ama unuttuğumuz bir şey vardı, dışarıda kartopu oynamak yasaktı. Müdür bizi gördü ve cezalandırdı.Çıplak ellerimizle kartoplarını çöpe atmamızı söyledi. Hepimiz gözyaşlarıyla karları çöpe attık. O günden sonra okuldaki kurallara uymaya ve gözetlemeyi bırakmaya yemin ettik.
Bir hafta sonra, cuma günü iki çocuk dışarıda kartopu oynarken yakalandı. Müdür onları içeri çağırdı ve herkese duyurmaktan korkulan sözleri söyledi: “HEMEN ODAMA!” Herkes korku içindeydi. Müdür odadan yalnız çıktı ve sınıflarına dönmelerini söyledi. Ama o iki çocuk bir daha görülmedi. Ne olmuştu onlara…
