Bir zamanlar küçük bir kasabada Arda adında bir çocuk yaşarmış. Arda diğer çocuklardan farklıymış çünkü insanların ne düşündüğünü hissedebiliyormuş. Önceleri bu yeteneğini anlamamış; ama bir gün en yakın arkadaşı Efe “Bugün canım sıkkın ama nedenini kimseye söylemeyeceğim.” dediğinde, Arda hemen “Annenle tartıştığın için mi?” diye sormuş. Efe şaşkınlıkla bakmış: “Nereden bildin?” Arda ise sadece omuz silkmekle yetinmiş.
Zihin okumak Arda için başta eğlenceliymiş. Öğretmeninin hangi soruyu soracağını bilip önceden cevap vermek, arkadaşlarının doğum günü sürprizlerini tahmin etmek hoşuna gidiyormuş ama zamanla bu yetenek onu yormaya başlamış. İnsanların bazen gülerken bile içten içe üzgün olduklarını, bazen de dost gibi davranırken kötü düşündüklerini fark etmiş.
Bir gün Arda, yaşlı bir bilgeyle tanışmış. Bilge ona “Zihinleri okumak büyük bir güçtür ama kalpleri anlamak daha değerlidir.” demiş. Arda o günden sonra insanları sadece düşünceleriyle değil, davranışlarıyla ve duygularıyla anlamaya çalışmış. Böylece hem yeteneğini hem de kalbini doğru şekilde kullanmayı öğrenmiş.
