Afrika

Bir Lokma Umut

Yine karnım guruldayarak bir güne başladım. Her sabah ve akşam karnım gurulduyor. Bazen uyurken bile karnımın guruldamasına uyanıyorum. Yemek bulmak zor ve her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Sabah uyanır uyanmaz annem kalkmış mı diye baktım. Odasında göremeyince mutfaktadır diye düşündüm ve evet, mutfakta su kaynatıyordu. Yemek yok, yağ yok, un yok. Yine de o suyun kaynadığını görmek içimi biraz ısıtıyor çünkü bir şeyin kaynadığını görmek bile bize yaşamı hatırlatıyor. Kardeşim hâlâ uyuyor ve battaniyemiz olmadığından yırtık bir bez parçasına sarılmış. Kardeşimin nefes sesinin gittikçe zayıflamasından korkuyorum çünkü her geçen gün daha da zayıflıyor.

Evdeki bidonlardaki su bittiği için annem beni su doldurmam için kuyuya gönderdi. Bu benim her gün yaptığım bir şey olduğu için artık alıştım. Çıplak ayakla yola koyuluyorum. Yollar hep dikenli ve taşlı ama kuyuya gidip gelmekten ayaklarım duyarsızlaştı. Yolda başka çocukları görüyorum; kimisi gölge bir yer arıyor, kimisi “Bugün yemek bulacak mıyım?” diye soruyor.

Kuyuya vardığımda uzun bir sıra vardı. Herkes susuz ve yorgun. Güneş en tepede, hava kavurucu sıcak. Bidona su doldurdum ve eve dönerken bir damla bile dökmemeye çalıştım, çünkü her su damlası bizim için bir hayat gibidir. Eve döndüğümde annem kaynattığı suya bir tutam mısır unu koyuyor; hepimize birer kaşık düşüyor. Hâlâ açım.

Tüm bunlar yaşanırken akşam olmuş ve uyumaya gitmiştik. Ben ise uyumadan önce her zamanki gibi “Yarın umarım yemek bulabiliriz.” diye dua edip öyle uyudum.

(Visited 6 times, 1 visits today)