DÖNGÜ

Arkadaşlarımla okulun kantininde oturuyorduk. Hepimiz derslerimiz hakkında konuşup eğleniyorduk. Daha sonra müdür, arkadaşlarımdan ikisini çağırmıştı. Hepimiz şaşırmıştık çünkü onlar kötü herhangi bir şey yapmazdı. “Belki anneleri erken alır ya da derslerle ilgilidir.” diye düşünüp kestirip attık.

Hazır onlar yokken biz de diğer arkadaşım Elif ile bahçeye geçelim dedik. Bahçede çimenlerin orada hem gölge hem de rahat bir yer bulduk ve hemen kaptık. Tam Elif’le konuşmaya dalmıştık ki “Top!” diye bir ses duyduk ama çok geçti, top kafama çarpmıştı ve kendimi pek iyi hissetmiyordum. Elif öğretmen çağırırken ben orada durmuş bayılmak üzereydim ve tam da öyle oldu.

Bir anda kendimi hastanede buldum. Yani hastaneydi sanırım. Hareket edemiyordum ama insanları ve sesleri duyabiliyordum. “Komadayım herhalde.” diye düşündüm ama tabii ki şakasınaydı. Lakin tam bu sırada bir doktor geldi. Ona ne olduğunu sormak istemiştim ama beceremedim; sanki sihirli bir güç vardı da hareket etmemi engelliyordu. Doktor ya kendi kendine konuşuyordu ya da yanında biri vardı, tam anlaşılmıyordu. Ama tek bir şeyi tam anlayabilmiştim: Ben gerçekten komadaydım.

Çok garipti; her şeyi duyabiliyor, anlayabiliyordum ama eklemlerimi hareket ettiremiyordum. Kendimi yormamak için uyumaya çalışıyordum fakat nasıl yapacağımı bilmiyordum. Zaten gözlerim kapalıydı ama duymayı durduramazdım ya… Birkaç dakika öyle kaldım, sonra sesler gitgide azalmaya başladı. Muhtemelen birkaç saat geçmişti ve ben uyanmıştım. Bu sefer gözlerimi açmayı başarmıştım.

Gözlerimi açtığımda gördüklerime inanamadım; bizim kantindeydim. “Nasıl olur da hastaneden kantine ışınlanabilmiş olabilirim? Acaba komadayken yıllar geçti de ışınlanmayı mı buldular?” diye geçirdim içimden. Bizim kızlarla biraz konuştuktan sonra yine müdür arkadaşlarımdan ikisini çağırmıştı. Yine şaşırdık; “Anneleri erken alır falan filan…” diye düşündük.

Ama bu garipti çünkü ben bunları zaten yaşamıştım. “Belki de zamanda geriye gitmişimdir.” diye düşündüm ve gülümsedim. Olmasını beklediğim gibi Elif ile bahçeye gittik. Madem tekrar yaşıyordum, bu sefer topun başıma çarpmasını engelleyebilirdim. Yine aynı köşeyi bulup oturduk. “Top!” diye bağırdılar. Bu sefer kafamı biraz sola çektim ama yine kafamı buldu.

Elif bir öğretmen bulmaya gitmişti ama çok geçti. Neler olacağını biliyordum: Bayılacaktım, sonra komaya girecektim. “Yine aynı senaryo…” diye düşünürken bayılıverdim. Ve tekrar aynı şeyler oldu: Doktor geldi, kendi kendine veya biriyle konuştu, ben ise uyumaya çalıştım.

Gözlerimi açtım; kantindeydim. “Yine mi?” dedim istemeden. Arkadaşlarım ne olduğunu sorsa da hiçbir şey söylememeliydim. Onlar sorunca “Boş verin.” deyip geçiştirdim.

Yine aynı şeyler olacaktı: Müdür onları çağıracak, biz Elif’le bahçeye gidecek ve kafama top gelecekti. Bu sefer kafamı sağa çekmeyi denedim ama işe yaramadı. Bu defa daha sert çarpmıştı, başım dönmeye başladı ve Elif bir öğretmen bulamadan bayılmıştım.

Uyandığımda —yani sanırım uyandığımda— hastanedeydim. Her yerden makine sesleri geliyordu. Sonra birden kapı açıldı; yine o tanıdık sesle bir doktor konuşmaya başladı. Artık korkuyordum. “Olanların hepsini tekrar tekrar mı yaşayacağım?” diye düşünürken tam o sırada gözlerimi açmayı başardım.

Doktor ne gördüğünden emin değildi herhalde çünkü sürekli gözlerini açıp kapatıyordu. “Komadan çıktın.” dedi sevinçle. Ama ben ondan daha mutluydum. Çünkü sonsuza kadar o döngüyü yaşamayacak olmak adeta havalara uçmama neden oluyordu.

(Visited 4 times, 1 visits today)