
Maalesefki şu devrin çocukları eskilere göre daha yalnızlar, mesela “dışarı çıkıp bir arkadaşlarımla vakit geçireyim, sokaklarda koşturup ebelemece oynayayım” düşüncesi yerine ne var ki “evde durayım telefonda kaydırayım, oyun oynayayım veya televizyon izleyeyim” düşüncesi var. Bunun nedeni biraz da biz insanlarız. Teknoloji son yıllarda çok seri gelişti. Evdeki aileler de bu yüzden habire yeni, geliştirilmiş teknoloji alet almak isteyişidir. Çoğu aile de çocuğunun telefonuna veya tabletine ekran süresi sınırı koymadığından onların bu sanal dünya daha çok ilgi çekiyor, baktıkça bakası geliyor bu nedenle de teknoloji alet bağımlılığı ortaya çıkıyor. Doğal olarak eskiden telefon bile yeni yeni icat edildiğinden çocuklar dışarı çıkar, birlikte zaman geçirirlerdi. Halbuki insanlar buna çocuklar veya yaşlılar da dahil başkalarıyla iletişim halinde olarak, başkalarından bilgi öğrenirler ve de vakitlerini zararlı mavi ışığa bakmayarak verimli geçirmiş olurlar. Mavi ışığa maruz kalmak sadece sosyal hayatı değil, çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimini de etkiliyor: Uzun süre telefona bakan çocuklarda göz yorgunluğu, dikkat dağınıklığı ve uyku sorunları ortaya çıkabiliyor. Bu yüzden de hem ebeveynlerin hem de çocukların teknoloji kullanım sürelerini kısıtlamalı ve de belli vakitler içinde bakabilmeleri gerek ki böylece hem yaşadıkların teknoloji devriminin tadını çıkarırken hem de arkadaşlar edinip onlarla sosyalleşebilsinler. Bunların hepsini bir arada düşününce de neden şimdiki çocukların eski çocuklara göre daha yalnız oldukları kanatına varabiliriz. Sonuç olarak eskiden hayatlarında hep yeşillik kokusu, arkadaşlarla parkta oynanan oyunlar, kaydıraklar yer alırken şimdiki çocukların hayatlarında ise telefon, yorgunluk, yalnızlık, mavi ışık ve teknoloji bağımlılığı ön plana çıkıyor. Tüm bu değişimler de çocukların hem ruhsal hem de sosyal açıdan daha içe kapanık bireyler hâline gelmesine yol açıyor. Bu nedenle günümüz çocuklarının gerçek dünyadan uzaklaşması ve yalnızlaşması kaçınılmaz bir hâl alıyor.Ayrıca bu yalnızlaşmanın bir diğer nedeni de çocukların artık gerçek hayatın sunduğu küçük mutlulukları fark edememesi. Eskiden dışarı çıkıp bir çiçeği koklamak, parkta sallanmak ya da bir arkadaşının kapısını çalıp “hadi oyun oynayalım” demek bile çocuklar için büyük bir heyecandı. Şimdi ise çoğu çocuk, evde oturup ekran karşısında geçirdiği süreden başka bir şey düşünemez hâle geliyor. Halbuki çocukların gelişebilmesi için dışarıdaki dünyayı keşfetmeleri, insanlarla yüz yüze iletişim kurmaları ve o anın tadını çıkarabilmeleri gerekiyor. Çünkü gerçek hayatın verdiği mutluluk, bir videodan ya da bir oyundan alınan geçici eğlenceyle kıyaslanamaz. Tüm bunları düşündüğümüzde, teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak yerine onu doğru ve kontrollü kullanmanın aslında en sağlıklı çözüm olduğunu söyleyebiliriz. Böylelikle çocuklar hem teknolojinin avantajlarından yararlanabilir hem de gerçek sosyal hayatı yaşayarak daha mutlu ve dengeli bireyler hâline gelebilirler.
