Bir gün kendi yetenek yarışmamı düzenleyebilecek olsam, bunun sadece insanların sahneye çıkıp kendilerini göstermeye çalıştığı sıradan bir etkinlik olmasını istemezdim. Benim hayalim, insanların uzun zamandır içinde sakladığı, belki de kimseye söylemeye cesaret edemediği yeteneklerini güvenle ortaya koyabildiği bir alan yaratmaktı. Bu yüzden yarışmanın temasını “Işığa Çıkan Yetenekler” koyardım. Çünkü çoğu insanın hayatının arka planında anlatılmamış bir hikâye, açığa çıkmamış bir beceri ve kendine bile itiraf edemediği bir tutku vardır. Yarışmam tam olarak bu gizli tarafları görünür yapmak için olurdu.Aylar süren hazırlık sürecinde uygun mekanı bulmak en zor şeydi. Sonunda eski bir kültür merkezinde karar kıldım. Yüksek tavanlı, geniş pencereli ve sahnesi sıcak ışıklarla sarılmış bu yer içeri giren herkese “Burada kendini ifade etmekten korkma” diyordu resmen. Yarışmanın amacı rekabet yaratmak değil, insanların iç dünyalarına bir kapı açmak olduğu için bu samimi atmosfer benim için çok önemliydi. Başvurular başladığında beklediğimden daha fazla kişi ilgi gösterdi ve o anda bu hayalin sandığımdan çok daha fazla insana dokunacağını anladım.
Seçmelerin ilk günü salona girdiğimde karşılaştığım kalabalık beni hem şaşırttı hem de heyecanlandırdı. Her yaştan insanlar bir aradaydı. Kimi elinde bir müzik aletiyle gelmişti, kimi defterini sıkıca tutuyordu, kimi de gözlerinde belirsiz bir umut taşıyordu. İlk sahneye çıkan Eylül adında utangaç bir genç kız oldu. Elinde küçük bir defterle titreyerek sahneye çıktığında konuşamayacağını sandım. Ama derin bir nefes aldı ve kendi yazdığı şiiri okumaya başladı. Kelimeleri öyle içtendi ki salonda kimse nefes almıyordu. Alkışlar yükselince yüzünde beliren o küçük gülümsemeyi hâlâ unutamam.Eylül’den sonra 70 yaşındaki Nermin Teyze sahneye çıktı. Torunu onu yarışmaya zorla yazdırmış. Herkes ondan türkü söylemesini beklerken o bir anda modern dans yapmaya başladı. Salon önce şoka girdi ama sonra alkışlarla ona eşlik etti. Meğer gençliğinde bale tutkusu varmış ama ailesi izin vermediği için bırakmak zorunda kalmış. “Bir günlüğüne gençliğime döndüm” dediğinde hepimiz duygulandık.Final gecesi geldiğinde heyecan doruktaydı. Salon dolup taşmıştı. Yarışmacılara kısa bir konuşma yaptım: “Bu yarışma kazanan seçmek için değil; kendinizi ifade etmek için. Sahneye çıktığınızda kimseyi değil, sadece kendinizi düşünün.” Ardından gösteriler başladı. Aras adındaki 12 yaşındaki bir çocuk kendi yaptığı robotu tanıttı. Eylül şiirini çok daha özgüvenli okudu. Nermin Teyze ise bu kez gençliğinde öğrendiği bir Fransız şarkısını söyledi. Her performans başka bir duygu yarattı.Gecenin sonunda tek bir kazanan seçmek istemedim. Çünkü bu yarışmanın amacı birincilik kupası vermek değildi; cesaret eden insanların içindeki ışığı ortaya çıkarmaktı. Bu yüzden tüm yarışmacıları sahneye çağırıp küçük bir anı plaketi verdim. Seyirciler ayakta alkışlarken ben sahnenin kenarında durup bu anın tadını çıkardım. İçimde büyük bir huzur vardı. Çünkü bu yarışma sadece onların değil, benim de içimde saklanan bir gerçeği ortaya çıkarmıştı: İnsanların hikâyelerini dinlemek, onlara kapı açmak belki de benim gerçek yeteneğimdi.
O gece ışıklar söndüğünde anladım ki yetenek sadece bir gösteri değildir. Kimi zaman bir şiirin ilk dizesinde, kimi zaman yaşlı bir kadının dansında, kimi zaman da bir marangozun yaptığı küçük bir ahşap kuşta saklıdır. Önemli olan, bu yeteneği gösterecek cesareti bulmaktır. Doğru ortam sağlanırsa herkesin içinde dünyayı biraz güzelleştirecek küçücük bir ışık mutlaka vardır.
