Bence günümüz çocukları, özellikle de 70’lerdeki o şanslı kuşakla karşılaştırılınca, biraz daha yalnızlık çekiyor. Neden mi? Çünkü hayatın hızı ve şekli çok değişti. Çocuklarımız şu teknoloji selinin tam ortasında büyüyor ve bu durum, onların sosyal gelişimini temelden sarsıyor. O samimi, doğal bağlar yavaş yavaş kopuyor. Sanal dünyaya bu kadar dalınca, ister istemez yüz yüze etkileşimler azalıyor, yalnızlık hissi de arkadan sinsice yaklaşıyor.
Hepimizin bildiği gibi, çocukların vaktinin büyük bir kısmını akıllı telefonlar ve sosyal medya alıp götürüyor. Eskiden çocuklar kapı önünden ayrılmazdı, şimdi herkes ekranlara yapışmış durumda. Bu da maalesef yüzeysel, “sanal” arkadaşlıklardan öteye geçmiyor. Yetmişlerde ise durum tam tersiydi! Ne teknoloji zaman çalıyordu ne de eğlence evdeydi. Bütün çocuklar dışarıdaydı, mahallede, komşuluklar sıcaktı, aile bağları daha iç içeydi. Şimdiki anne babaların yoğun iş temposu ve “aman çocuğuma bir şey olmasın” endişesi de bunları tamamen engelliyor. Çocuklar sürekli programlı etkinliklere gidiyor, doğal olarak serbestçe oynayacakları, arkadaş edinecekleri alanlar ellerinden alınıyor. Bu yapısal değişim, onların “bir yere ait olma” duygusunu baltalıyor.
Bir de şu sosyal medya baskısı var; sürekli bir mükemmeliyet yarışı, sürekli bir kıyaslama… Çocuklar bu sanal gösteriş karşısında kendini yetersiz hissediyor ve doğal olarak içlerine kapanıp daha da yalnızlaşıyor.
Bu durumu derinleştiren bir faktör daha var: Tüketim kültürünün getirdiği birbirine muhtaçlık. Eskiden az eşya vardı, çocuklar oyuncağını paylaşmak zorundaydı; bu da paylaşmayı ve çatışma çözmeyi öğretiyordu. Şimdiyse her şey kişisel ve anlık tüketime odaklı. Çocukların zorunlu sosyal beceri geliştireceği o küçük anlar bile artık kalmadı, herkes kendi “adasında” yaşıyor gibi, herkesten uzak ve yapalnız.
Ek olarak, okullardaki o korkunç rekabetçi hava ve bitmek bilmeyen sınav hazırlıkları var. 70’lerdeki çocuklar gibi kaygısızca oyun oynayacak, sadece çocuk olacak zamanları kalmıyor. Sürekli ders, sürekli hazırlık… Sosyal çevreleri daralıyor, psikolojik baskı artıyor. Eskiden bu kadar stres yoktu, çocuklar daha rahattı. Şimdiki bu baskı ve sürekli “ulaşılabilir olma” zorunluluğu, çocukları ister istemez yalnızlığa itiyor.
Kısacası, günümüz çocuklarının bu potansiyel yalnızlığı; dijital dünyanın sunduğu soğuk bağlantılar, eski samimi komşulukların kaybolması ve sosyal medyanın dayattığı o yorucu kültürel baskının birleşiminden doğuyor. İşte bu yüzden, geçmişle karşılaştırdığımızda, şimdiki çocuklarımızın önündeki sosyal engeller çok daha fazla ve bu durum gerçekten çok üzücü.
