Gözlerimi açtığımda gördüklerime inanamadım. Odam karanlıktı ama duvarlarda mavi ışıklar parlıyordu. Sanki biri gizlice odama teknoloji dolu bir laboratuvar kurmuş gibiydi. Yatağımdan doğrulmaya çalışırken dışarıdan garip, metalik bir gürültü duydum. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu ama aynı zamanda içimde tarif edemediğim bir merak vardı. On üç yaşındayım, böyle şeyleri genelde filmlerde görürüm ama bu sefer olay gerçekten benim odamda yaşanıyordu.
Pencereye doğru yaklaştığım anda ışıklı bir drone pencerenin kenarına çarparak içeri girdi. Korkuyla geri sıçradım. Drone’un üzerindeki kırmızı ışık yanıp sönüyor, bana bir şeyler söylemeye çalışır gibi bip bip sesleri çıkarıyordu. Derken odanın kapısı aniden titremeye başladı, sanki dışarıda biri ya da bir şey kapıyı zorlayarak açmaya uğraşıyordu. Drone bir anda hızla bana doğru döndü ve lazer gibi görünen bir ışıkla duvardaki dolabı işaret etti.
Bilmiyorum neden ama drone’un beni bir yere yönlendirmeye çalıştığını hissettim. Dolabı açtığımda yerde küçük bir metal bileklik buldum. Tam elime aldığım anda kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Siyah zırhlı, kasklı iki kişi içeri daldı.
“Çocuk! O bileklik bize ait!” diye bağırdılar.
Korkmalıydım ama nedense korkmadım. Bilekliği takar takmaz bir güç dalgası içimden geçti, ayaklarımın altından sanki rüzgâr fışkırdı. Refleksle pencereden atladım ama yere düşmedim. Bileklik beni havada tuttu. Zırhlı adamlar arkamdan koşup beni yakalamaya çalışırken ben sokak boyunca ışık gibi kayıyordum.Hâlâ ne olduğunu anlamamıştım ancak anladığım tek bir şey vardı: Hayatım bir daha eskisi gibi olmayacaktı.
