Gözlerimi açtığımda gördüklerime inanamadım. Evimin odasında değil, bir trenin içinde bulmuştum kendimi.
Tren ağır ağır ilerliyordu; camlardan gri bir manzara akıp geçiyor, ben ise neden burada olduğumu düşünmekten kendimi alamıyordum. Dün gece telefonu elimde uyuyakaldığımı hatırlıyordum ama şimdi bu trenin içinde olmamın sebebini bilmiyordum. Koltuğa dokundum; kumaşı soğuktu. Etrafta kimse yoktu. Sessizlik içimi ürpertiyordu. Koridordan ilerleyip diğer vagonlara baktım, fakat hepsi boştu. Bir süre sonra tren aniden durdu. Dengemi kaybedip tutunmak zorunda kaldım. Kapılar kendiliğinden açıldı. Dışarı çıktığımda karla kaplı bir istasyon gördüm. İnsan yoktu. Eski bir banka oturup ne yapacağımı düşündüm. Tam o sırada önümde küçük bir not belirdi. Kağıdı açtığımda üzerinde “Geri dönmek için doğru zamanı beklemelisin” yazıyordu. Bu sözler beni daha da şaşırttı.
Uzaklardan hafif bir ışık görünmeye başladı. Yaklaştıkça bu ışığın bir yol gibi uzandığını fark ettim. Garip olsa da yürümeye karar verdim. Yolun sonuna geldiğimde bunun yalnızca ışıklı bir tabela olduğunu gördüm. O anda bayıldım. Gözlerimi yeniden açtığımda hepsinin bir rüya olduğunu anladım.
