Ahmet olduğu yerde donup kaldı. “Geç kaldın” sözleri kulaklarında yankılanırken boğazı düğümlendi. Kim konuşmuştu? Etrafına baktı ama açıklıkta küreden başka hiçbir şey yoktu. Küre yeniden dönmeye başladı; bu kez çıkardığı ışık daha soluktu, sanki nefes alıp veriyordu.
“Kim… kim var orada?” diye fısıldadı, sesinin titrediğini hissederek.
Cevap gelmedi. Bunun yerine kürenin yüzeyinde ince çizgiler belirdi. Çizgiler yavaş yavaş açıldı ve içinden göz kamaştıran bir ışık süzüldü. Ahmet geri çekilmek istedi ama ayakları sanki toprağa kök salmıştı. O an, bunun bir tesadüf olmadığını anladı. Ormana gelmeleri, o gece uyanık olması, ışığı sadece onun duyması… Hepsi bir şekilde birbirine bağlıydı.
Işık bir anda söndü. Küre, sessizce toprağın içine gömüldü ve açıklık eski hâline döndü. Ne uğultu vardı ne de ışık. Sadece rüzgârın yaprakları hışırdatan sesi…
Ahmet derin bir nefes aldı. Koşarak kulübeye döndüğünde herkes hâlâ uyuyordu. Ama o artık eskisi gibi değildi. Çünkü ormanda bir şey onu beklemişti.
Ve belli ki bu daha başlangıçtı.
