Gamze, gözlerini açtığında bunun sıradan bir sabah olmadığını hemen hissetti. Kulübenin içi normalden daha aydınlıktı. Güneş, çatının küçük aralığından içeri sızıyor, duvarlarda dans ediyordu.Gamze bir an korktu ama sonra bunun yeni bir günün işareti olduğunu
Gamze, kulübenin toprak zemininin üzerinde serili ince yatağında gözlerini açtığında bir an nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Duvarların üzerinde dolaşan sarı ışık, sanki ona bir şey anlatmak ister gibiydi. Gamze kalbinde hafif bir heyecan hissetti. Bu sabah farklıydı.
Gamze Afrika’da, küçük ve sade bir köyde yaşıyordu. Evleri kerpiçten yapılmıştı ve çatısı kuru dallarla örtülüydü. Odada fazla eşya yoktu ama ailesi vardı. Annesinin sesi, kardeşlerinin nefesi ve dışarıdan gelen kuş sesleri Gamze’ye kendini güvende hissettirirdi. Yataktan kalkıp annesinin yanına gitti. Annesi ateşin başında yemek hazırlıyordu.“Gamze, kuyudan su getirir misin?” dedi annesi. Gamze başını salladı ve bidonu aldı. Dışarı çıktığında güneş henüz çok yükselmemişti. Hava sıcaktı ama rüzgâr hafif hafif esiyordu. Yol boyunca ayağına taşlar takıldı, tozlar havaya kalktı. Yolda arkadaşlarını gördü. Herkesin bir işi vardı.Kuyuya vardığında sıra bekledi. Bu sırada arkadaşlarıyla konuştu, hayallerinden bahsetti. Gamze en çok okulu seviyordu. Okumayı öğrenmek ona başka dünyaların kapısını açmıştı. Suyunu doldurup eve dönerken kolları ağrıdı ama şikâyet etmedi. Ailesine yardım edebilmek onu mutlu ediyordu.Kahvaltıda mısır lapası yediler. Basit bir kahvaltıydı ama hep birlikteydiler. Gamze eski çantasını aldı ve okula doğru yola çıktı. Okul yolu uzundu. Toprak yoldan yürürken güneş iyice yükseldi. Ama Gamze her adımda okula biraz daha yaklaştığını bildiği için yürümeye devam etti.Okul küçük bir binaydı. Sıralar yıpranmış, tahta eskimişti. Ama Gamze için okul çok değerliydi. Öğretmen tahtaya bir soru yazdı. Gamze parmak kaldırdı ve doğru cevabı verdi. Öğretmeni onu takdir edince Gamze’nin yüzü gülümsedi. İçinden, “Bir gün ben de öğretmen olacağım,” diye geçirdi.Okuldan sonra Gamze eve döndü. Babası tarladaydı. Gamze de ona yardım etti. Mısır tarlasında çalışırken güneş çok sıcaktı. Terledi, yoruldu ama pes etmedi. Çünkü ailesi için çalışıyordu. İş bitince kardeşleriyle birlikte oynadı. Eski bir topla oynadıkları oyunda kahkahalar havada yankılandı.Akşam olunca gökyüzü turuncuya döndü. Aile birlikte yemek yedi. Elektrik yoktu ama gökyüzü yıldızlarla doluydu. Gamze yatağına uzandığında sabah gördüğü o tuhaf ışığı tekrar düşündü. Belki de o ışık, ona umut vermek için gelmişti. Gamze gözlerini kapadı ve yarınların daha güzel olacağına inanarak uykuya daldı.Gamze uyandığında odası beyaz ışıkla dolmştu. Gamze camdan dışarıya baktığında kör olmuştu çünkü ışık çok parlaktı. Gamze ne olduğunu anlamaya çalışırken bi anda sirenler çalmıştı. Gamze anlamıştıki Fransa Afrika’ya atom bombası fırlatmıştı.
