Her şey penceremden gelen o tuhaf ışıkla başladı. Tek hatırladığım, birinin beni insan dondurma deneylerinin yapıldığı bir kapsüle atıp kapıları mühürlemesiydi. Sonra soğuk her yanımı sardı, kalp atışlarım yavaşladı ve gözlerim kapandı. Şimdi ise sanki bin yıldır donmuşum gibi hissediyorum.
Kapsülün camını tekmeleyerek kırdım ve dışarı çıktım. Bir odadaydım; tek bir penceresi vardı ve oradan tuhaf bir ışık sızıyordu. Başka bir kapı yoktu. Dudağımı sertçe ısırdım, ta ki ağzıma kanın o demir tadı gelene kadar çünkü çok sinirlenmiştim.
Duvarları dikkatlice incelediğimde çok büyük bir detay fark ettim. Duvarlar yeşildi ama boyalı değildi; bu küftü. Duvarı tekmeledim ve haklı çıktım. Duvar anında çöktü ve dışarı çıktım. Ama içimden lanet okudum. Şu anki durum hiç iç açıcı değildi hatta tam tersine iç karartıcıydı.
Karşımda bir kasaba vardı ama artık kasaba denebilir miydi bilmiyorum. Bütün evler harap olmuş ya da çökmüştü. Yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Uzun zamandır hareket etmediğim ve donmuş olduğum için yavaştım, sersemlemiş gibi yürüyordum.
Eski bir tabela gördüm. Üzerinde çok fazla toz vardı ve okunamıyordu. Bu yüzden onu boş verip ilerlemeye devam ettim. Kafamı havaya kaldırdım ve o anda fark ettim ki burası bir kasaba değil, bir şehirmiş. Her yerde yoğun bir küf vardı ve ciğerlerimi yakıyordu. Yürümeye devam ettikçe bu küf kokusuna alıştım.
Etrafımda gökdelenler —artık yarısı çökmüş, bir rüzgârda yıkılacak hâlde olan binalar— ve bir sürü küçük ev vardı. Yakındaki evlerden birine gittim. İçeriden bazı sesler geliyordu. Yaklaştım ve midem altüst oldu; biri beni boğuyormuş gibi hissettim.
İçeride bir yaratık vardı. Rafları ve dolapları karıştırıyordu. Geri geri kaçacaktım ama bir kavanoza çarptım. Yaratık arkasını döndü ve yüzünü gördüm. Donakaldım. O bir zombiydi. Çığlık atmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu. Ayağa kalkmaya çalıştım fakat sendeledim. Yerden aldığım bir sopayı ona doğru kaldırdım. Üzerime atladı ama sopayla onu savurdum ve parçalara ayırdım.
Çok korkmuştum, ruhum bedenimden ayrılmış gibiydi. O anda her şeyi anladım. Dünyada bir zombi salgını olmuştu ve sadece ben hayatta kalmıştım. Ellerime baktım, zombi sıvısı bulaşmıştı. Hemen ellerimi oradaki bir kumaş parçasına sildim ama çok geçti. Üç zombi kokumu almıştı ve bağırarak bana doğru koşuyorlardı. Diğer evlerden de sesler gelmeye başladı.
Hemen ayağa kalktım ve koşmaya başladım. Zombi sesleri arkamdan geliyordu. Çok da uzakta değillerdi. Hızımı artırdım ama her taraftan geliyorlardı. O anda gözüme bir kulübe çarptı ve hiç düşünmeden oraya doğru koştum. İçeri girince kapıyı kilitledim ve kapıya yaslandım. Soluklanmaya ihtiyacım vardı.
Tam o sırada içeriden bir ses geldi. İçimden, “Hayır, olamaz… Tekrar mı?” diye geçirdim ve elimdeki sopayı daha sıkı kavradım ancak içerideki silüet bana doğru koşmuyordu, sadece yürüyordu. Yavaşladı ve tam karşıma oturdu.
Ben doğrulunca içerideki otomatik ışık yandı ve o zaman onu net bir şekilde gördüm. O yarı zombiydi. Etrafında bir sürü konserve kutusu vardı, ya da bunlar buradaki eski insanların bıraktığı kutulardı. Sopayı elimden bırakmadım. Saçları yüzünü kapatıyordu. O an kafamda bir ışık yandı: Bu yarı zombi değil, bir ruh emiciydi.
Daha da korktum. Çünkü bir hayaleti sopayla etkisiz hâle getiremezdim ve o çoktan ruhumu emmiş olabilirdi. Bir köşeye sinmiştim ama o hâlâ karşımda oturuyordu. Sonra ayağa kalktı, içeri gitti ve önüme bir kutu attı. Çok açtım, bu yüzden ne olduğuna bakmadan hepsini yedim.
Yavaşça ayağa kalktım. O, yüzünü bana çevirdi ama dik durmaya devam ettim. Sonra eline bir tütsü aldı ve tekrar önüne döndü. Ben de yavaşça evi gezmeye başladım. Birden önüme bir harita fırlattı. Hâlâ yerinde otururken bunu nasıl yaptığına şaşırdım ama yine de yerden haritayı aldım.
Haritanın üzerinde kalemle işaretlenmiş birkaç yer vardı, diğer alanlar ise boştu. O zaman bu işaretli yerlerin güvenli bölgeler olduğunu anladım ve ona döndüm ancak o, benim ruhum bile duymadan ayağa kalkmış, elinde çantasıyla karşıma dikilmişti. Ona bakınca yerimden sıçradım ve “Tamam.” dedim.
Kolumu kavradı ve çatıya doğru yükselmeye başladı. Durması için bağırdım, hatta yalvardım ama durmadı. Beni bir kürenin yanına götürdü ve galiba içeri girmemi istiyordu. Yavaşça başımı salladım ve içeri girdik.
