Odamdaki Işık

Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. O gece odamdaki lambayı açık unutmadığıma adım gibi emindim fakat duvara vuran ışık ne ay ışığına ne de sokak lambasına benziyordu. Yatağımdan kalktım ve ışığın ne olduğunu anlamak için bahçeye çıktım. Ancak kısa süre sonra fark ettim ki odamın camına vuran hiçbir ışık yoktu. Kalbim hızla çarpmaya başladı.

O anki korkuma rağmen cesaretimi toplayarak odama geri döndüm. Az önce ışığın olduğu yerde bu kez mor renkli bir kapı duruyordu. İncelemek için yaklaştığım anda, kapının üzerinde bazı harfler belirmeye başladı. “Saat doldu.” yazıyordu. Yazı kaybolur kaybolmaz kapı sessizce açıldı. İçeride ne bir koridor vardı ne de bir ışık; yalnızca içine giren her şeyi yutan derin bir karanlık bulunuyordu. Garip olan ise hiç korkmuyor oluşumdu.

Saatime baktım; akrep ve yelkovan hareket etmiyordu, sanki zaman durmuş gibiydi. Tam o sırada evin içinden ayak sesleri gelmeye başladı. Kapıya doğru gelen biri vardı. Arkamı döndüğümde kendimi gördüm. Aynı kıyafetleri giyiyorduk, yüzümüz bile birebirdi. Bana doğru yürüdü, sonra bir anda durdu ve “Şimdi sıra bende.” dedi. Hayatımda hiç bu kadar korkmamıştım.

Ben ne yapacağımı düşünürken mor kapı beni içine doğru çekti. Karanlığın içinde kayboluyordum. Gözlerimi açtığımda ise odamdaydım. Sabah olmuştu, güneş ışığı penceremden içeri vuruyordu. Derin bir nefes aldım. Yaşananlardan geriye hiçbir iz kalmamıştı. Normal hayatıma devam ettim ama o gece yaşadıklarım aklımdan hiçbir zaman çıkmadı.

(Visited 4 times, 1 visits today)