Tuhaf Işık

Ayşe, eski ahşap evinde kahvesini yudumlarken pencereden dışarı bakıyordu. Dışarısı tamamen karanlıktı ve derin bir sessizlik hâkimdi. O gece sıradan bir akşam olmalıydı; ancak kaderinde bambaşka bir şey vardı.

Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı.

Önce zayıf, titrek bir parıltı belirdi. Ardından aniden büyüdü ve odanın içini parlak ama gözü yormayan, yumuşak bir mavi renkle doldurdu. Ayşe yerinden fırladı. Kalbi hızla çarpıyor, vücudu hem korku hem de yoğun bir merakla titriyordu. Işık gökyüzünden değil, evin hemen arkasındaki küçük, terk edilmiş tarladan geliyordu.

Pencereyi yavaşça açtı. Soğuk ve nemli hava içeri doldu; taze ot kokusu odaya yayıldı. Işığın kendisi tamamen sessizdi. Ayşe korkuyordu, ama bu gizemli manzara karşısında geri duramadı. Bu, daha önce gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu.

Ayakkabılarını giydi, kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Mavi parıltı tarlanın tam ortasından yükseliyordu. Yürümeye başladı; her adımda kalbindeki heyecan biraz daha artıyordu. Yaklaştıkça, ışığın belirli bir kaynaktan fışkırmadığını, havanın kendisinin titreşerek parladığını fark etti. Havada asılı duran, büyük ve mavi bir sır gibiydi.

Ayşe durdu ve bu tuhaf mucizeyi izledi. O andan sonra, Ayşe’nin dünyası asla eskisi gibi olmadı.

(Visited 4 times, 1 visits today)