Penceredeki Işık

Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı.

O sabah uyanırken odanın bu kadar aydınlık olmasına anlam veremedim. Perdeler her zamanki gibi yarı kapalıydı ama içeri dolan ışık güneş ışığına hiç benzemiyordu. Ne sıcaklığı vardı ne de göz alıcılığı… Sanki havanın içinden süzülerek gelmiş, odanın köşelerine sessizce yerleşmişti.

Yataktan kalktım. Saat durmuştu. Duvardaki takvimde tarih yoktu, yapraklar bomboştu. Işığa yaklaştıkça içimde garip bir hafifleme hissettim. Yıllardır taşıdığım yükler, sanki tek tek çözülüyordu. Pencerenin önüne geldiğimde dışarıda alıştığım sokak yoktu. Ne binalar, ne insanlar, ne de sesler… Sadece sonsuz bir boşluk ve o tuhaf ışığın kaynağı vardı.

O an fark ettim: Işık bana bir şey göstermeye çalışmıyordu, benden bir şey istiyordu. Cesaret… Unuttuğum hayaller… Söylenmemiş sözler… Geri dönmeye cesaret edemediğim anılar…

Elimi cama uzattım. Cam yoktu.

Bir adım attım ve oda arkamda sessizce kapandı. Korkmuyordum. Çünkü ilk kez bir yere yetişmeye çalışmıyordum. Işığın içinde yürürken, aslında hep aradığım şeyin bir mekân değil, bir başlangıç olduğunu anladım.

Ve biliyordum ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Çünkü her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başlamıştı.

(Visited 6 times, 1 visits today)