Geçmişten bu yana sanat pek çok toplum tarafından oldukça önemli olarak nitelendirilmiştir. Sanat bir toplumun yalnızca estetik zevklerini değil, o toplumun düşünce anlayışını ve biçimini de şekillendirir. Peki, sanat olmazsa toplumlara ne olur?
Sanat hiçbir zaman değerini kaybetmemiştir. Geçmiş yıllarda sanattan mahrum kalan devletlerde çeşitli sıkıntılar ile karşılaşılmıştır. Orta Çağ Avrupası’nda uzun süre kilisenin dogmatik düşünce yapısı sebebi ile sanatsal aktiviteler geri planda kalmıştır. Bu dönemler sorgulamadan uzak, bilimsel gelişmelerin yaşanmadığı durağan bir süreç göstermiştir. Rönesans dönemine yaklaştıkça sanat değer kazanmış ve toplumlarda büyük oranda ilerlemeler görülmüştür. Leonardo da Vinci gibi ünlü sanatçılar farklı bilim dallarına katkı sağlamıştır. Bu sayede akılcılık ve yaratıcılık eski tahtına kavuşmuştur. Sanatın var olduğu toplumlar yalnızca üretmez, aynı zamanda sorgular, yenilik arar ve dünyayı farklı perspektiflerden değerlendirir. Eleştirel düşünebilen bireyler bilimden teknolojiye pek çok alanda yenilik üretir. Sanat eserleri, toplumsal problemleri görünür kılar ve sorunların daha kolay bir şekilde çözülmesini sağlar. Ortak değerlerin gelişmesi ile de toplumsal bilinç kazanılır, birlik ve beraberlik güçlenir. Ayrıca sanat ile birlikte kültürel birikim artar, toplum dünyada saygınlık kazanır.
Öte yandan Sparta gibi sanatı yok sayan fakat eğitim sistemi ve askeri gücü ile güçlü bir tehlike olarak nitelendirilen devletler de bulunuyor. 20. yüzyılın başlarında Sovyetler Birliği de sanatı baskılamasına rağmen pek çok teknolojik alanda ileri gelişmeler kaydetmeyi başarmıştır. Ancak özgür düşüncenin yasaklanması uzun vadede toplumsal problemlere ve çatışmaya sebep olmuştur. Sanatın önemsenmediği ve yok sayıldığı toplumlar belirli alanlarda gelişme gösterebilse de bu gelişmeler tek yönlü olduğu için kalıcı bir ilerleme sağlanamaz. Sanatın eksik olduğu toplumlarda düşünce yapısı tekdüzeleşir, hayal gücü körelir ve toplumsal gelişme yavaşlar.
Sonuç olarak sanatın olmadığı ya da geri planda kaldığı toplumlar sınırlı alanlarda gelişim gösterebilir ve nitelikli konuma gelebilir. Fakat bu gelişmeler kalıcı olmadığı için uzun süreli fayda görülemez. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Bu sebeple sanat bir toplumun düşünsel derinliğini, yaratıcılığını, kültürünü beslediği için dengeli ve çok yönlü gelişmelere olanak verir.
