Düşen Yapraklar

Bizler, insanlar olarak kendi hayatlarımızı küçük kutulara, anılarımızı çerçevelere, düşlerimizi de satırlara tutsak bırakırız. Her şeyimizi üst üste koyabileceğimiz dik açılı kutulara koyarız. Bu yaklaşımda zamandan da taviz vermediğimiz açıkça söylenebilir. Ajandalar, çizelgeler ve alarmlarla bu hayat denilen nehirde kendimizi ileri iteriz. Bu bize hayatımız üzerinde koşulsuz kontrol sahibi olduğumuz hissiyatını verir, her ne kadar uykuya daldığımızda tekrar kalkacağımızın garantisi olmasa da.

Yaz tatiliniz için plan yaparsınız, bütün olasılıkları düşünür, yapılabilecek her sigortayı yaptırırsınız. Ancak sizi auğstosun ortasına işe çağrmayacakları ne mağlum… Hayatın bilinmezliklerle dolu olduğu en göz ardı edilemez gerçeklerden birisidir. Ancak insan bunu reddeder. Tıpkı doğayı kendi hükmü altına almayı başardığı gibi (en azından öyle düşünürüz), zamanın da külli kontrolünü arzular. Alışkanlıklar bu hayalin gerçeğe en yakın ucudur. Elbette yarın ne olacak bilemezsiniz, ancak kendinize “Yarın 20 sayfa kitap okuyacağım.” sözünü verebilirsiniz. Ve görme yetinizin hala tam olduğunu varsayarsak (bu metini okuyorsunuz neticede), bu sözü tutacaksınızdır. Ve bu söz tutulunca kendinize tam olarak o peşinden koştuğunuz duyguyu vereceksiniz, kontrol. Bu sebeple aynı sözü kendinize yine verdiniz, yarın da 20 sayfa! Ve ondan sonraki gün de, onu takip eden günler de… Ve bir alışkanlık doğmuştur.

Genel inanışa göre bu döngü 21 kez tekrarlanmalıdır, ancak Dr. Phillippa Lally’ye göre bu süre 18 günden 254 güne kadar değişmektedir. Bu bize alışkanlıkların farklı koşullarla, farklı hızlarda gelişebileceğini gösterir. Yani, eğer 253 gün durmadan 20 sayfa kitap okusanız bile ondan sonraki gün kitabınızı okumayı unutabilirsiniz. Düşünün, iyi bir okuyucusunuz ve sayfa başına 1 dakika harcıyorsunuz, bu yılda 5060 dakikanızı bir alışkanlık oluşturmak için ayırdınız, ve alışkanlığınız da oluşmadı. Ne kadar mutsuz, ne kadar hayal kırıklığına uğrayacağınızı düşünün! Ancak bu sizi durduramaz, siz okumaya devam ediyorsunuz, 254,255,256… Günler okuduğunuz sayfalar gibi uçup gidiyor. Alışkanlığınızı oluşturdunuz. Artık, işten eve geldiğiniz zaman kitap okumak için ayırdığınız 20 dakikayı iple çekiyorsunuz. Onun için planları erteliyorsunuz, arkadaşlarınıza “Hayır.” diyorsunuz. Çünkü kontrol artık sizde, zamanınızın efendisisiniz. Bu gücü bırakmak, size kendinize yapacağınız bir ihanet gibi görünmeye başlıyor, bırakamıyorsunuz, olmuyor! İşte artık alışkanlıklarınız sizin yönetiminizdede değil, bizzat alışkanlıklarınız sizin yönetiminizdedir. Bir parazit gibi, hayatınızı ele geçirmişler, bırakmıyorlar. Dostoyevski’ye katılmaktan başka yapabileceğiniz bir şey kalmadı artık, “İnsan, alışkanlıklarının tutsağıdır.”

 

Fakat, alışkanlıkların tamamı kaçınılmaz kara delikler olarak görülemez. Elbette, alışkanlıklarımız olacak, elbette, planlar yapacağız. Ancak bu planların bütün hayatımız üzerinde hüküm kurmasına izin vermeden tabii. Veya basitçe, yapmayın! Geçmişi değiştiremez, geleceği de yönetemezsiniz. Bu nehirde ağaçtan düşmüş bir kuru yapraktan fazlası olmadığınızı kabullenin. “Hayat sen plan yaparken başına gelenlerdir.” demiştir John Lennon. Hayatmızın özeti de budur, bence.

(Visited 3 times, 1 visits today)